“Onların tek söyledikleri şey şuydu: ‘ Ey rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla! Adımlarımızı sağlamlaştır ve kafirlere karşı bize yardım et!’ Bunun üzerine Allah onlara hem bu dünya sevabını/ nimetlerini, hem de ahiretin en güzel sevabını/ nimetlerini bağışladı. Zira Allah, iyilik yapanları sever” ( Ali imran, 3/145-148)
Yüce Allah peygamberlere ve onların takipçilerine dünyanın ve ahirtetin en güzel nimetlerini bağışlamıştır. Dünyanın ve ahiretin mutluluk kaynağı sevapları haddi zatında Yüce Rabbimiz tarafından sadece Muhsinler’e/ iyiliğe gönül bağlayıp, o uğurda gayret gösterenlere va’dedilmiştir.
Kendilerini bu dünyanın geçici zevklerine şartlayan kafirler için ebedi nimetler yurdu bütünüyle kaybedilmiş olup, bu alemden de illetli bir takım mutluluk kırıntılarını elde etmekse ilahi imtihan maksadı ile Rabbimiz tarafından kolaylaştırılmıştır.
Bu nedenle, bir sınama alanı olan dünyadan yararlanmanın önü açıktır. Tümü ile bu geçici olanı acele olarak isteyen, bu konuda hiçbir ölçü ve sınır tanımayan dünyaperestlere, istediklerine kavuşmayı Yüce Allah kolay hale getirmiştir. Rabbimiz yukarıdaki ayetlerde biz müminlere hem dünya sevabını hem de ahiret sevabını isteyecek bir bilinçle hareket etmeyi öğretmektedir. Fakat kendilerini ebedi kılacağı vehmi ile, sadece dünya sevabına kilitlenen ahmaklar gibi olmak, sonsuz mutluluğa talip olan müminlere yakışmamaktadır.
Kafirlerin dünya sevabını tercih ettiklerinde kuşku yoktur da, iş müslümanlara gelince, bulanık bir hava ile karşılaşmaktayız. Çünkü müslümanlar içerisinde küfürle iman arasında olan münafıklara özenen, kalbi hastalıklı kimseler, ta Kur’an’ın ilk indirildiği asırdan bu yana vardır. Bu göz ardı edilemeyecek bir gerçektir.
Günümüzde çevremizdeki hangi müslümana sorsak, üç aşağı beş yukarı ahiretin dünyadan daha öncelikli olduğu hakikatini teslim edecektir. Fakat iş, hayatın içindeki denemelere gelince, aynı teslimiyet bir türlü gösterilememektedir. Mesela, ticarette Allah’ın rızası ile kârı arasında tercih yapmak durumunda kalan bir çok müslüman maalesef düyevi olana meyletmektedir. Gücünü tevhid ve adaletin ölümsüz ilkelerinden almayan otoritelere karşı yerine getirdikleri sorumluluklar oranında bile, Allah için ihtiyaç sahibine infak etmeyen namazında niyazında müslümanlardan azımsanamayacak derecede hepimizin çevresinde vardır.
Son yıllarda başörtüsü ile diploması, işi ve aşı ile ibadetleri arasında tercih yapmak durumunda kalan binlerce müslüman kardeşimiz, ahiret sevabını tercih etmekte yeterince istekli davranmadılar! Maalesef Ahiret’e öncelik verenlerin sayısı tarih boyunca görüldüğü gibi bir avuç azınlık olarak kaldı.
Peki dünya sevabı nedir; ona talip olmak olumlu bir tercih midir? Yoksa bütünüyle terkedilmesi gereken bir illet midir? Bu çalışmamızda Kur’an’da yapacağımız bir bilinçlenme yolculuğunda, Yüce Allah’ın rehberliğinde, cevaplamaya çalışacağımız soru budur.
A-Dünya Ve Ahiret Sevabı Terkibinin Tahlili
Sevab, insanlara Allah tarafından amellerinin karşılığı olarak verilen nimet ve cezalardır. Bu durumda yerine göre olumlu, yerine göre olumsuz bir muhteva kazanmaktadır. Hayrın ve şerrin karşılığı olarak kullanılan bu kelime, Kur’an’da genellikle iyiliğe tahsis edilebilecek bir bağlam içinde yer alır. Fakat şerrin karşılığı olarak kullanılması, daha çok alay etme amacına matuftur.
Dp-Ali imran ,Suresi’ndeki bir ayette Sevab, hüsnü sevab/ güzel mükafat, terkibi ile geçmektedir: Ali imran, 3/195. Kehf suresinde ise, ni’me sevab/güzel karşılık terkibi ile geçmektedir: Kehf, 18/31. Yine Kehf suresi’nin iki ayetinde sevab kelimesi , kişinin hak ettiği iyi-kötü karşılık anlamında kullanılmıştır: Kehf,18/44,46. Meryem suresi’ndeki bir ayette ise sevab, tercih edilmesi gerekenin ahirette elde edilecek karşılık olduğu vurgulanırken kullanılmıştır: Meryem, 19/76
Aşağıdaki ayetlerde ise Sevab kelimesi dünya sevabı-ahiret sevabı karşılaştırması yapılırken kullanılmaktadır: Ali imran, 3/145,148; Nisa, 4/134
Sevab’ın bir de eş anlamlısı vardır: Mesûbe. Mesûbe kelimesi bir ayette Allah’ın mükafatı anlamında geçmektedir: Bakara, 2/103; Aşağıdaki ayette ise, domuza ve maymuna benzeyen davranışlarından dolayı, Allah’ın lanetini hak eden bazı yahudilere verilen şiddetli ve zelil kılıcı ceza anlamında geçmektedir: Maide, 5/60.
Ayetlerden anladığımız kadarı ile sevap kelimesi hem olumlu hem de, duruma göre olumsuz anlamlar taşıyabilecek bir muhtevaya sahiptir. Bu yüzden yukarıdaki ayetlerde, dünya sevabından bütünüyle kopmak emredilmemiştir. Ancak dünya sevabı, sadece helal ve temiz olan rızıkları kapsamadığı, her tür görkemli ve cazip gelen günahı da içine alacak kapsamda bir anlam muhtevasına sahip olduğu için dikkatli ve sorumlu hareket etme gereği vardır. Kaldı ki, ilahi hikmetin emredici ilke ve kurallarını çiğneyerek bir takım nimetlere ulaşmak doğru da değildir.
Hele de tercih etme zorunluluğu belirdiğinde ahiretin ve sevabının, bu dünyaya ve sevabına mutlak bir üstünlüğü vardır. Çünkü, müminler olarak bizim itidali elden bırakmamak ödevimizdir. Yukarıdaki Ali imran Suresi’nden alıntıladığımız ayetlerde beyan edildiği gibi, sadece dünya sevabına şartlanarak hareket etmek yanlıştır. Biz müminler bu dünyanın sevabından Hasene’ye/iyi ve temiz olana talip olmalıyız; Seyyie’ye/kötü ve kirli olana değil. Değil mi ki, hasene kabilinden dünya nimetleri ahiret mutluluğumuz için harcamamız gereken olanaklar da sunmaktadır? Öyleyse dünyayı terk etmeyi salık veren felsefeler bizim inançlarımıza uygun düşmemektedir.
Müminler bu dünyada da ahirette de hasene ile müjdelenmiştir. Hasene, kısaca iyilik anlamına gelip, daha çok maddi bir yarar elde etmeyi değil, sıkıntılarla dolu bir hayat sürerken dahi, iman etmiş olmaktan kaynaklanan manevi huzur ve doyumu ifade eder.
Dp-Hasene ile ilgili bu görüşümüzün ilham kaynağı olan ayet için bkz. Nahl,16/30.
Hasene, geniş bir zenginlik ve servet sahibi olmak anlamına gelmez; daha çok helal, temiz ve iyi olanı tercih etmek anlamına gelir. Bu durumda eğer ilahi rızaya uygun düşmeyen yollara tevessül ederek geniş mal, servet ve gücün getirdiği dünya nimetleri/sevapları hasene olarak nitelendirilemez. Ama güç ve zenginliğini temiz yollardan elde edip, Tevhid ve Adalet’in yücelmesi için çaba sarfeden Peygamberimiz Muhammed (s), güç ve iktidar lutfedilmiş Süleyman, Yusuf v.b.peygamberler gibi salihler için dünyevi nimetleri/sevapları bir hasenedir.
Dp-Dünyanın hasenesi de seyyiesi de vardır. Peygamberler gibi müminler de bu alemin iyi ve güzel rızıkarı olan haseneyi tercih etmelidirler. İbrahim peygambere dünyada bahşettiği haseneyi/ iyilikleri Rabbimiz övmektedir. O ahirette de, salihler arasında haşredilip en büyük ödüllerle taltif edilecektir: Bkz. Nahl,16/122. Bir hadiste peygamberimizin ahiret ecri için Allah’a sürekli dua ettiği rivayet edilmiştir: Bkz. Buhari, Menakibu’l-ensar,45.
Hasene hem maddi hem de manevi olarak Allah’ın sonsuz hazinelerinden salih kullarına bahşettiği güzel nimetlerdir. Her tür helal ve güzel nimet, hasenedir. Eğer hasene dünyanın maddi servetleri ve zevkleri olsaydı yeryüzünün en zengin insanları, iyilik için mücadele eden fazilet ve erdemlilik sahibi müminler olması gerekirdi.
O halde müminler için dünya sevabı, ister geniş rızıklar içinde yüzsün, isterse olanaksız koşullarda yaşasın, kalbi manevi huzur ve doyum içinde olmak manasına gelmektedir. Dünya sevabı terkibi, kafirler için kullanıldığında ise, imtihana çekme maksadı ile, Allah tarafından yaratılan, bu dünyanın insanlara süslü gösterilmiş, cazip kılınmış olan ahireti unutturucu kimi süsleri demektir.
Dp- Ahirete inanmayanlara yapıp ettikleri kendilerine güzel gösterilmiştir; bu nedenle yapıp ettiklerinin kötü olmadığına dair savunma ve taarruz felsefeleri üretirler: Bkz. Neml,27/4-5.ayetler.
B-Dünya- Ahiret Dengesi’ nde İbrenin Ağırlığı Ne Taraftadır ?
Yaşadığımız toplumda, kökeni ve çıkış zamanı tam olarak belli olmayan, ama maddeci bir dünya görüşünün argümanı olarak kullanıldığında kuşku bulunmayan bir söz vardır: “ Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmak gerekir. “
Dünyevileşmeci bir söyleme destek sağlamak için, hadis havası verilen bu sözden destek sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu süslü kelamı yaymaya çalışan kimselerin, aslında kalplerinde dünya sevgisinden başka bir aşk olmadığı malumumuzdur. Onlar ince bir tuzağın ürünü olan bu sözü bir ‘ dünyevileştirme aracı’ olarak dilden dile, kulaktan kulağa, hararetle birbirlerine aktarıp durmaktadırlar.
Bu niteleme, hakikat süsü verilmiş büyük bir yalandan ibaretttir. Çünkü dünya ile ahiretin değerini eşitlemektedir. Oysa Ahiret’ in dünyadan mutlak bir üstünlüğü vardır. O halde hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışmak, anlayışı ile oluşmuş bir ahlak, olsa olsa Kapitalizm’ in düsturu olabilir; İslam’ ın değil.
Bilindiği gibi büyük bir talana yol açan, kurulu ilahi dengeleri, insanın aleyhine alt üst etme yarışına giren kapitalist büyüme tarzı, her tür üretimi kutsal bir ibadet hazzı ile teşvik etmektedir. Yukarıdaki, hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışma anlayışı, ahiretin önceliğine iman etmiş olması gereken müslümanlar için şeffaf olarak örülmüş bir tuzaktır. Bu nedenle bu tür tuzaklara karşı uyanık olmak gerekmektedir.
“Sınırsız büyüme için sonsuz üretim” anlayışının kendisine hayat düstüru olarak belletildiği bir müslüman, bu dünya görüşünü huy edindiğinde; ticareti aksamasın diye, ibadetini aksatmaktan, şirketi küçülmesin diye infakını aksatmaktan çekinmemektedir. Böylece, yavaş yavaş zekat, sadaka ve infakın yerini vergiler, ticaretin yerini de fetvası alınmış faiz işlemleri alabilmektedir.
Şeytanın türlü türlü tuzakları ve çevirdiği bin bir çeşit dolaplarına karşı uyanık olmak zorundayız. Çünkü bu dünya hayatı, ancak oyun ve eğlence gibi, çabuk geçen hazlar verebilir. Sürekli olan, sahibine acı vermeyen mutluluk ise sadece ahiret hayatında mümkündür. Oysa insanların çoğu Allah’ın sınamak için verdiği dünya nimetlerinin cazibesine ve büyüsüne kapılırlar.
Doğrusu kendisini Allah’a bütünüyle adayan müminler için dahi bu alemin nimetleri yaratılıştan taşıdığımız tutkulardan neşet eden arzularımıza cazip gelmektedir. Değil mi ki, dünya hayatına mahsus olan parlaklık ve görkem, insanların çoğunu peşinden sürükleyebilecek bir cazibeye sahiptir; öyleyse müminlerin bu konuda daha dikkatli ve uyanık davranmaları gerekmektedir. Bizim ahiret bilincimiz, Allah’ın öteki dünyada bizim için hazırladığı manevi nimetlere gözlerimizi dikip, öncelikle onları arzulamayı gerektirmektedir.
Çünkü biz müminler için bu dünya hayatının deneme alanı olmasından öte bir değeri yoktur. Asıl kalıcı ve bitimsiz olan öteki dünyadır. Bu gerçeğin farkına varmadan yaşayanlar bu alemde ne kadar rahat ve müreffeh yaşarlarsa yaşasınlar, ebedi huzur ve mutluluğu yitirmektedirler.
1-Dünya Hayatı Bir Oyun Ve Eğlenceden İbarettir
Yüce Allah dünya hayatının değerine ilişkin “oyun ve eğlence “ benzetmesi yapmakta; takvayı tercih eden biz müminlerin gözlerini ve gönüllerini ahiret mutluluğuna çevirmektedir: “Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir. Ama ahiret hayatı muttakiler için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız ? “ ( Enam, 6/32)
Dp- Dünya hayatı lehvün ve la bün/ bir oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret hayatı ise muttakiler için daha hayırlıdır. Çünkü ahiret gerçek hayattır: Benzer ayetler için bkz.Enam, 6/32; Ankebut,29/64; Firavun’ un halkından bir mümin, dünya hayatının oyun ve eğlence oluşunu unutan topumuna bu hakikati beliğ bir şekilde hatırlatmış, fakat halkın çoğunluğu yine de firavun gibi zalimlerle hareket etmeyi tercih etmiştir: Mümin,40/38-39,43; Taha,20/131.
“ Bilin ki ( ey insanlar! ) bu dünya hayatı, sadece bir oyundan, geçici bir eğlence ve güzel gösteriden, birbirinizle büyüklük yarışına girmenizden ve daha çok servet ve çocuk sahibi olma hırsınızdan ibarettir. Bu dünyanın durumu; yağmurun hikayesine benzer, yağmurun yeşerttiği bitki, toprağı ekenlere sevinç verir. Ama sonra kurur ve sen onun sarardığını görürsün; sonunda toprak haline gelir. Fakat öteki dünyada, ya şiddetli azap, yahut Allah’ın bağışlayıcılığı ve hoşnutluğu, çünkü bu dünya hayatı, kendini kandırmanın zevkinden başka bir şey değildir. “ ( Hadid, 57/20 )
Dünya hayatının bir oyun ve eğlence olduğunu vurgulayan çok sayıdaki ayetle amaçlanan, bu alemi aşağılamak değil, değerine dair uyarılarda bulunmaktır. İmanın ve salih amelin üstünlüğünü vurgulayan dünya- ahiret dengesine dair yukarıdaki ayetlerde, bu alemin geçici olduğu, bağlanıp kalmaya değer olmadığı anlatılmaktadır.
Çünkü burası insanoğlu için yaratılmış bir imtihan alanıdır. Dünya hayatının meşru olan süsünden, güzelliklerinden uzaklaştırma amacı taşımayan bu ayetlerin mesajı, asıl sorumluluğumuzu unutturan cazip kılınmış günahlara kapılıp gitmeyi önlemeye dönüktür.
Bu dünyadan elde edilecek nimetlerin bağlanıp kalmaya değer olmadığı, geçici bir mahiyet arzettiği hakikatini gözden ırak tutarak onlara sahip olmak, ebedi mutluluğu kaybetmeye yol açabilecek bir yanılgıyı da beraberinde getirecektir. Bu yüzden ahiret bilinci ile hareket etmeyen insanlar, çeşitli nimetler içinde oyalanırken, dünyanın geçici bir yerleşim birimi olduğu gerçeğini unutarak sonsuza dek huzur ve mutluluğu kaybetmektedirler.
Dünya hayatının tamah edilerek, bağlanıp yerleşilecek bir yer olmadığı gerçeğini anlatmak için Peygamberimiz ( s); “ Dünyada garip bir yolcu gibi olun!” demiştir.
Dp- dünyada garip bir yocu gibi olmak, sanki ebediyyen yerleşecekmiş gibi bağlanmamak gerektiğine dair, peygamberimizden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir: Bkz. Buhari, Rikak,3; Tirmizi, Zühd,25; İbn-i Mace, Zühd,3; Müsned, 2/24,132.
2-Yağmur Meseli
Dünya hayatının geçici olan güzellikleri Kur’an’da ‘Yağmur Meseli’ ile de anlatılmakta, Allah katındaki sevabın kalıcılığına dikkatlerimiz çekilmektedir: “ Dünya hayatının gökten indirdiğimiz suya benzediğini onlara anlat! Öyle ki, yerin bitkileri onu emerek zengin bir çeşitlilik içinde boy verip birbirine karışırlar. Ama bütün bu canlılık, çeşitlilik sonunda rüzgarın savurup götürdüğü çer çöpe döner. İşte bunun gibi her şeye karar veren Allah’tır. Mal mülk ve çocuklar, dünya hayatının süsleridir. Ama ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir. “ ( Kehf, 18/45-46)
Dp- Dünya hayatının gökten indirilen suya benzetildiği Kehf suresi( 18), 45-46. ayetler, müminlerin fakirlerini hakir görerek, malları mülkleri ve servetleri ile övünen kafirlerle ilgili olarak, onları kınama, mustad’aflara özgüven verme maksadı ile gelmiştir. Yoksa dünyayı bütünüyle terk etmeyi salık vermek maksadı ile değil. Bkz. Derveze izzet, et- tefsiru’l- hadis, İstanbul, 1998, c. III, s. 498.
3-Dünyayı Ahiretle Takas Etmeliyiz
Dünya hayatının değeri, bir çok ayette öte dünyanın sonsuz mutluluğunu kazanmada bir alış veriş mevzûuna indirgenmektedir. Değil mi ki, bizim için ahiret önceliklidir, öyleyse bu dünyayı satmak ona ulaşmak için elzemdir. Rabbimiz’den bir ihsan ve sınama aracı olarak sahip olduğumuz ne varsa, bitimsiz mutluluğa erişmek için onu feda etmemiz gerektiğinde bundan kaçınmamak lazımdır. Yerinde mal, yerinde can vermek, fedakarca ter dökmek gerekir, sonsuz huzuru hak edebilmek için. Aşağıdaki ayette dünya, sonsuz mutluluğu Allah’tan satın almada bir takas malzemesi değerine indirgenmiştir:
“ Öyleyse dünya hayatını Ahiret ile takas etmek/ satın almak isteyenler Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşan herkes ister öldürülmüş olsun isterse zafer kazansın, zamanı geldiğinde büyük bir mükafat ihsan edeceğiz. “ ( Nisa, 4/74 )
dp- Dünya ile ahiretin değer bakımında karşılaştırıldığı bir çok ayet vardır: İki hayattan en iyisi, hayırlısı, en üstünü ahiret hayatıdır. :Araf, 7/169;
Ahiret Yurdu, muttakiler için bu dünyadan daha hayırlı/ tercihe şayandır: Yusuf,12/109; tecih edilmesi gereken uzun emel, sonuç itibariyle çok daha değerli ve verimli olan ahiret sevabıdır: Meryem, 19/76; İnsanların çoğu dünya hayatının süslerini tercih ederler. Oysa ahiret hayatı daha kalıcı ve daha hayırlıdır: A’la, 87/16-17; İnsanların çoğu bu dünyanın yalnız görünen yüzüne, aldatıcı görkemine dalarak anlık zevk ve hayaller peşinde koşarlar: Rum,30/7-8; Kıyame,75/20-21; Oysa ahiret rızkı daha hayırlıdır: Taha,20/131.
Fakat bu dünya hayatına öncelik verenler; ahiret hayatını heba etmiş olanlardır. Onlar kötü bir ticaret yapan tüccar gibidirler. Kitap Ehli’ nden bazıları; Allah’ ın ayetlerinden bir kısmını inkar ve tahrif etmek suretiyle ebedi hayatı dünyevi menfaatleri karşılığında satmışlardır. Kısa bir dünya hayatı karşılığında, bitimsiz mutluluklar diyarını feda etmek anlamına gelen bu alışveriş, ne kötü bir tercihtir. Ahiret hayatını kaybetme pahasına yapılan bu tercih, nihai mutluluğa giden yolun önünü ebediyyen tıkamaktadır.
Dp-Dünyayı ahirete önceleyenler, kendilerini iflasa götüren anlaşmalar yapan tüccarlara benzetilmiştir: Bkz. Bakara,2/86.
4-Allah Düyayı Tercih Edenlerin İradelerine Engel Koymaz
Bu dünyanın nimetlerini arzulayanlara dünyayı, Ahiret’ i tercih edenlere ise istediklerini vermeyi Yüce Allah taahhüt etmiştir. Dünya nimeti de Ahiret nimeti de Allah’ a aittir. Kim hangisini isterse onu almayı Allah kendisine kolaylaştırır. Dünyanın geçici hazlarının peşine düşenlerin payına cehennem; Ahiret hayatının güzelliklerini isteyenler ise gerçek müminler olup paylarına ebedi mutluluk diyarı cennet düşecektir. Hud Suresi’nde dünyaya öncelik verenlerle ahirete öncelik verenlerin durumu, apaçık, yalın ve özlü ifadelerle dillendirilmektedir:
“ Dünya hayatını ve onun görkemini, zenginliğini isteyenlere gelince, onlara bu hayatta yapıp ettiklerinin karşılığını tam olarak ödeyeceğiz ve onlar orada hak ettiklerinden asla yoksun bırakılmayacaklar. İşte bunlar Ahiret’ te paylarına ateşten başka bir şey düşmeyen kimselerdir. Çünkü onların bu dünyada yapıp ettikleri hep boşa gidecektir; işledikleri ameller değersizdi zaten. “ ( Hud, 11/15-16. )
dp- Dünyaya öncelik vererek sadece bu alemin nimetlerini arzulayanlara istediği; öte dünyaya öncelik vererek dünya ve ahireti birlikte talebedenlere ise istediğini elde etmek Rabbimiz tarafından kolaylaştırılıp vadedilmiştir. Fakat sadece dünyayı arzulayanların ahiretten bir nasibi olmayacaktır. Aşağıdaki ayetlerde bu hakikatin hikmetli ifadeleri bulunmaktadır. Bkz. Ali imran,3/14; Nisa,4/134; İsra,17/18-19.
Kafirlere tercih ettikleri bu geçici alemin rızıklarından yığın yığın bağışlayan Rabbimiz, dünyayı elde etmeyi kolaylaştırmıştır. Ancak bunun da ilahi irade ile belirlenmiş bir sınırı vardır. Eğer bu sınır konulmasa idi, kafirler iradelerini insanlığın tümünü zalim bir toplum haline getirmede kullanacaklardı.
Bu nedenle salt dünyevi hedefler peşinde koşarak hayatını harcayanlar, amaçlarının yalnızca bir kısmına ulaşabilirler. Fakat manevi hedefler peşinde koşarak, hayatını dürüstlük ve erdemlilik üzerine kuran salihler öteki dünyada umduklarının üzerinde ödüllere kavuşacaklardır. Çünkü onlar dünyaya, ahiretin bitimsiz nimetlerini yeğ tutmuşlardır.
Ahireti dünya ile takas eden insanlar, bu hayatta her istediklerine de kavuşamazlar. Çünkü dünyanın da ahiretin de gerçek sahibi olan Allah, sınama amaçlı sınırlı bir imkan tanır. Bu imkanların dağıtımını, hiçbir aracının denetimine bırakmaz; tamamıyla kendi kontrolünde tutar. O yüzden de dilediğine dilediği kadar rızık veren otorite kaynağı, hiçbir ortağı bulunmayan Allah katındadır.
BU YAZI ALINTIDIR