reyyan
Özlemler yol açar bana...
     
Mesajlar: 9,568
Grup: Özel Üye
Katılım: Oct 2007
Statü:
Uzakta
Karma Puanı: 133
Karma Ver : 
Ruh Halim:
Level: 64
HP: 31 / 1,577
MP: 3,189 / 5,506
EXP: 8%
Tşk Ettiği Msj Sayısı 692
601 Msjda 945 Tşk Aldı
|
DÜN BUGÜNDÜR
Bağdat’ta patlama…”
“Bağdat’ta yine intihar saldırısı…”
“Bağdat’ta polis merkezine füze atıldı…”
Bu arada; “Bağdat her gün biraz daha Vietnam’a benziyor, çocuklarımızın tabutunu karşılamaktan yorulduk” diyen Amerikalıların sayısı da hızla artıyor.
Ölüler, yaralılar, acılar… Son yılların Bağdat’ı bu; ama ben “Bağdat” dendiğinde hala gencecik bir ana kuzusu ile ona Kayıkçı Kul Mustafa’nın yaktığı meşhur ağıtı hatırlıyorum:
“Bağdat kapısını Genç Osman açtı.
Gören düşmanların tedbiri şaştı.
Kelle koltuğunda üç gün savaştı.
Şehitlere serdar oldu Genç Osman…”
Bu “Genç Osman” hikayesi ilginçtir. Bağdat’ın dört yandan vurulduğu, gençlerimizin ise “para” dışında değer tanımadığı şu devirde, hikaye daha ilginç ve anlamlı hale geliyor.
Bu fedakar genci (Genç Osman’ı) nasıl bir anne babanın, nasıl bir çevrenin, ne tür bir eğitim sisteminin yetiştirdiğini düşünüyorum.
Devir, Sultan Dördüncü Murad devri… Bağdat’a sefer açılmış, gönüllü kayıtları başlamıştır. Davullar vuruyor; tellallar, Sadrazam (Başbakan) Hüsrev Paşa’nın emrini herkese duyuruyorlardı:
“Duyduk duymadık demeyin. Bağdat’a seferimiz var. Sadrazam Efendimiz, gün görmüş, devran sürmüş olanların orduya katılmasını emir buyuruyorlar. Bıyığında tarak durmayanlar orduya gönüllü olamayacaktır! Duyduk duymadık demeyin.”
Genç Osman, henüz on yedisinde bir civandı. Bıyıkları henüz terliyordu. Yani Sadrazam’ın öngördüğü gibi, “bıyığını balta kesmez bir yiğit” değildi. Yine de ne yapıp yaptı, kendini gönüllü yazdırıp asker oldu. Derken, günlerden bir gün çavuş Ağa fark etti Osman’ın çocuk yaşta olduğunu. Fark etmesiyle, “Ordu-yu Hümayun’a sıbyan karıştı bre, bu ne nabeca iştir” diyerek, kaptığı gibi Sadrazam’ın önüne attı: “Emr-u ferman dinlememesi bir tarafa bırakılırsa, Devletlüm, gendisi akça-pakçadur ve dahi yüreği pekçedur, cesaretine şahidim.”
“İsmin gelsin evvelemirde, kimsun?” diye sordu, Sadrazam Hüsrev Paşa.
“Osman’dır, illa velakin yaşlı serdarlar gençliğimden kinaye bana Genç Osman derler Devletlüm.”
Hüsrev Paşa kaşlarını çattı: “Bre nadan!.. Biz, ‘Bıyığında tarak durmayan gencecikler orduya girmesin’ deyu ferman etmedik mi, tellallar bağırtmadık mı? Daha ne demeye orduya girersin? Ferman dinlemeyen, fermanlı olur bilir misin?”
Genç Osman son derece sakindi. Hatta meydan okur gibi bakıyordu Sadrazam’a: “Devletlüm” dedi, “Benim bıyığımda tarak durur.” Sadrazam da, yanındakiler de hayretler içinde bakakaldılar. Delikanlının bıyığı yeni terliyordu. O bıyıkta değil tarak durdurmak, hatta bıyığı tutmak bile mümkün değildi. Sadrazam, elini hışılma yeleğinin üst cebine attı. Sert kemikten yapılmış tarağını Genç Osman’a uzattı: “İşte sana tarak! Görelim, olmayan bıyığında nice duracak?”
Genç Osman hiç duraksamadan tarağı aldı, sert bir hareketle üst dudağına sapladı. Kan ağzının iki yanından süzülürken, Sadrazam Paşa’ya gülümsedi:
“Gördüğünüz gibi, bıyığımda tarak duruyor, devletlü efendim!.. Emrinize karşı gelmiş değilim. Bütün dileğim, vatanıma, milletime hizmet etmektir.”
Hüsrev Paşa ile birlikte, orada bulunan herkes gördükleri karşısında duygulanmıştı. Vatan-millet sevgisi olursa, ancak bu kadar olurdu. Sadrazam, delikanlıyı kucakladı ve alnından öptü:
“Berhüdar ol Genç Osman! Bu orduda senin gibi yiğitler olduktan sonra, yalnız Bağdat’ı değil dünyayı fethetsek gerektur! Ruhsat verdim, Ordu-yu Hümayun’da kalabilirsin. Göreyim seni eyi ceng-u cidal eyle!”
Ertesi gün Bağdat’a hücum başladı. Genç Osman en önlerdeydi. “Allah, Allah!..” sesleriyle atılıyor, ortalığı kırıp geçiyordu. Birden sancaktarın vurulduğunu gördü. Sancağı kaptığı gibi “Allah, Allah!..” diye naralar atarak kaleye tırmandı. Sancağı burca dikti. O sırada can yerine saplanan hain bir okla şehit oldu (1630). Ama namı yüzyıllar boyu dillere destan, söylendi:
“Genç Osman dediğin bir küçük aslan,
Bağdat’ın içime girilmez yastan,
Her ana doğurmaz böyle bir aslan,
Allah Allah deyip geçti Genç Osman.”
Ne eski fedakarlar kaldı, ne eski cesaretler… Bağdat eski Bağdat olmadığı gibi, başbakanlar da eski sadrazamlar gibi değil…
şimdikiler fedakarlıktan ve cesaretten anlamıyor! Bedelsiz başarı olmaz.
Bazı insanlar umutla çırpınırken, bazıları kendi ürettiği umutsuzluk girdabında kendini boğar. Hayatın zorluklarına teslim olanlar, her zorluk karşısında pes etmeyi “yaşamak” zannederler…
Oysa gerçekten yaşamak, her türlü olumsuz şarta direnmek, olumsuzluğu olumluya çevirene kadar şartları zorlamak ve daima umut içinde çabalamaktır.
Gerçekten yaşamak, duanın yanı sıra elden gelen her şeyi yaptıktan sonra (bu da bir dua) tevekkül etmektir.
Yavuz Bahadıroğlu

|
|