EY NEFSİM
Ey nefsim! Ecel sana yaklaşmakta,
Cennet ve Cehennemden biri, seni beklemektedir.
Ecelinin, bugün gelmiyecegi ne mâlûm? Bugün
gelmezse, bir gün elbette gelecek. Başına gelecek
şeyi, geldi bil! Çünkü, ölüm kimseye vakit tâyîn
etmemiş ve gece veya gündüz, çabuk veya geç,
yazın veya kışın gelirim dememiştir. Herkese
ânsızın gelir ve hiç ummadıgı zamanda gelir. Işte
ona hazırlanmadın ise, bundan daha büyük
ahmaklık olur mu? O hâlde, yazıklar olsun sana ey
nefsim!
Günahlara dalmışsın. Allahü teâlâ, bu hâlini
görmüyor sanıyorsan, kâfirsin! Eger gördügüne
inanıyorsan, çok cüretkâr ve hayâsızsın ki, Onun
görmesine önem vermiyorsun! O hâlde, yazıklar
olsun sana ey nefsim!
Hizmetçin sana itaat etmezse, ona nasıl kızarsın! O
hâlde, Allahü teâlânın sana kızmıyacagından nasıl
emîn oluyorsun! Eger Onun azâbını hafîf
görüyorsan, parmagını aleve tut! Yâhut, kızgın
güneş altında bir saat otur! Yâhut da, hamam
halvetinde fazlaca kal da, zavallılıgını,
dayanamıyacagını anla! Yok eger, dünyada
yaptıklarına cezâ vermiyecek sanıyorsan, Kur'an-ı
kerime ve yüzyirmidörtbinden ziyâde Peygambere
inanmamış oluyorsun ve hepsini yalancı yapmış
oluyorsun. Çünkü, Allahü Teâlâ, Nisâ sûresinin
yüz yirmi ikinci âyetinde meâlen, (Günah işleyen,
cezâsını çekecektir) buyuruyor. Kötülük eden,
kötülük görür. O hâlde, yazıklar olsun sana ey
nefsim!
Günah işleyince, O kerimdir, rahîmdir, beni affeder
diyorsan, tarlasını ekmeyenlere mahsûlünü vermiyor!
Şehvetlerine
kavuşmak için, her hîleye baş vuruyorsun ve o
vakit Allahü Teâlâ kerimdir, rahîmdir, istediklerimi
zahmetsiz bana gönderir demiyorsun. O hâlde,
yazıklar olsun sana ey nefsim!
Bir kimse, kıymetli ve sonsuz dayanıklı bir
mücevheri verip, bununla, kırık bir saksı satın
alırsa, ona nasıl gülersin? Işte dünya, alınan saksı
gibidir. Onu kırıldı bil ve ebedî cevheri, elinden
çıktı bil ve sana pişmanlık ve azâb kaldı bil!
Bunlar ile ve bunlar gibi sözlerle, herkes nefsini
azarlayarak, kendi hakkını ödemeli ve nasihate,
önce kendinden başlamalıdır! Allahü teâlâ, dogru
yolda gidenlere selâmet ihsân buyursun! Âmîn.