<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum  - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.ihlforum.net/</link>
		<description><![CDATA[İmam Hatip, İslami Forum, Dini Forum, Genel Forum  - http://www.ihlforum.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 11:29:58 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Bilinçsiz antibiyotik öldürebilir]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13804</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 11:23:38 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13804</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
Zeynep GÜÇLÜCAN<br />
<br />
 <br />
 <br />
Antibiyotiğin yararı olduğu kadar zararları da var. Antibiyotik kullanırken dikkatli olun.<br />
<br />
<br />
Uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının neden olabileceği riskleri ile ilgili toplumsal farkındalığın arttırılmasına ve antibiyotiklerin sorumlu bir şekilde kullanımının nasıl olması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlayan Avrupa Antibiyotik Duyarlılık Günü ilk kez düzenlendi. <br />
<br />
Bundan böyle her yıl Avrupa Antibiyotik Duyarlılık Günü 18 Kasım'da Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (European Center for Diseases Prevention and Control) önderliğinde tekrar hatırlanacak.  <br />
<br />
Ülkemizde de antibiyotik kullanımına ve bu farkındalık gününe dikkat çekmek için Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği tarafından gerçekleştirilen basın toplantısında,  Prof. Dr. Erdal Akalın ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal, uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının önemli bir sorun olduğuna ve toplumun bu konudaki farkındalığının arttırılması gerektiğine dikkat çekti.<br />
<br />
SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR<br />
<br />
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Akalın, uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun haline geldiğine dikkat çekti. Akalın sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
"Antibiyotikleri, kullanılma nedeni olmayan hastalıklar için veya yanlış kullanmak bakterilerde bu ilaçlara karşı direnç gelişmesine yol açmaktadır. Antibiyotik kullanılması gereken durumlarda gelişen direnç nedeni ile bu ilaçlar etkisiz kalabilmektedir. Eğer bu sorun ciddi bir şekilde ele alınmazsa ve antibiyotik kullanımı bu hızla devam ederse, bütün Avrupa antibiyotik-öncesi dönemleri hatırlatan bir sonuçla karşı karşıya kalabilecektir, en basit bakteriyel infeksiyonlar bile ölüme neden olabilecektir." Avrupa Antimikrobiyal Direnç Bildirim Sistemi (European Antimicrobial Resistance Surveillance System, EARSS) verileri de bu görüşü destekliyor. <br />
<br />
NEZLE, GRİP GİBİ HASTALIKLARDA ANTİBİYOTİKLER ETKİSİZ<br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve TİHUD 2. Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal ise Türkiye'de antibiyotik kullanımının yüzde 18- 20 oranıyla 1'inci sırada olduğunu, oysa gelişmiş ülkelerde 5'inci sırada yer aldığının altını çizerek şöyle dedi:<br />
<br />
"Türkiye'de kullanılan her 100 ilaçtan 20'si antibiyotik. Çoğu viral nedenlere bağlı üst solunum yolu, grip, nezle, sinüzit, bademcik iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı) gibi enfeksiyonlarda ve romatolojik (fizik tedavi rahatsızlıkları) hastalıklarda antibiyotik kullanımı en sık rastlanan yanlışlardır. Yine doktor önerisi olmadan reçetesiz antibiyotik alımı da bir etkendir. Ayrıca, uygun olmayan, yeterli doz ve sürede kullanılmayan antibiyotikler de yanlış kullanıma yol açmaktadır. Türkiye'de irrasyonel antibiyotik kullanılıyor. Hastane enfeksiyonlarının antibiyotiklere karşı dirençli olduğunu göz önüne alırsak, toplumda yaygın antibiyotik kullanımı da hastaneye direnç olarak yansıyor. Gerek olmadıkça antibiyotik kullanılmamalı."  <br />
<br />
ANTİBİYOTİKLE İLGİLİ BUNLARA DİKKAT EDİN:<br />
<br />
1. Antibiyotikler sadece bakteriyel infeksiyonlarda etkilidirler.<br />
2. Antibiyotikler virusların bir kişiden başka bir kişiye bulaşmasını engellemezler.<br />
3. Antibiyotikleri yanlış nedenle kullanmanın, soğuk algınlığı, grip, nezle gibi, kullanana hiçbir yararı yoktur.<br />
4. Antibiyotiklerin yanlış kullanımı sadece bakteriyel direnç gelişmesine neden olur, daha sonraki bakteriyal infeksiyonlarda kullanılan antibiyotiklerin etkinliği olmayabilir.<br />
5. Antibiyotiklerin de her ilaç gibi yan etkileri vardır, bazıları çok ciddi sonuçlara neden olabilir.<br />
6. Antibiyotik kullanmadan önce mutlaka DOKTORUNUZA danışınız.<br />
<br />
 hürriyet]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
Zeynep GÜÇLÜCAN<br />
<br />
 <br />
 <br />
Antibiyotiğin yararı olduğu kadar zararları da var. Antibiyotik kullanırken dikkatli olun.<br />
<br />
<br />
Uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının neden olabileceği riskleri ile ilgili toplumsal farkındalığın arttırılmasına ve antibiyotiklerin sorumlu bir şekilde kullanımının nasıl olması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlayan Avrupa Antibiyotik Duyarlılık Günü ilk kez düzenlendi. <br />
<br />
Bundan böyle her yıl Avrupa Antibiyotik Duyarlılık Günü 18 Kasım'da Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (European Center for Diseases Prevention and Control) önderliğinde tekrar hatırlanacak.  <br />
<br />
Ülkemizde de antibiyotik kullanımına ve bu farkındalık gününe dikkat çekmek için Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği tarafından gerçekleştirilen basın toplantısında,  Prof. Dr. Erdal Akalın ve Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal, uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının önemli bir sorun olduğuna ve toplumun bu konudaki farkındalığının arttırılması gerektiğine dikkat çekti.<br />
<br />
SAĞLIĞI TEHDİT EDİYOR<br />
<br />
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Başkanı Prof. Dr. Akalın, uygun olmayan ve yaygın antibiyotik kullanımının toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun haline geldiğine dikkat çekti. Akalın sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
"Antibiyotikleri, kullanılma nedeni olmayan hastalıklar için veya yanlış kullanmak bakterilerde bu ilaçlara karşı direnç gelişmesine yol açmaktadır. Antibiyotik kullanılması gereken durumlarda gelişen direnç nedeni ile bu ilaçlar etkisiz kalabilmektedir. Eğer bu sorun ciddi bir şekilde ele alınmazsa ve antibiyotik kullanımı bu hızla devam ederse, bütün Avrupa antibiyotik-öncesi dönemleri hatırlatan bir sonuçla karşı karşıya kalabilecektir, en basit bakteriyel infeksiyonlar bile ölüme neden olabilecektir." Avrupa Antimikrobiyal Direnç Bildirim Sistemi (European Antimicrobial Resistance Surveillance System, EARSS) verileri de bu görüşü destekliyor. <br />
<br />
NEZLE, GRİP GİBİ HASTALIKLARDA ANTİBİYOTİKLER ETKİSİZ<br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve TİHUD 2. Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal ise Türkiye'de antibiyotik kullanımının yüzde 18- 20 oranıyla 1'inci sırada olduğunu, oysa gelişmiş ülkelerde 5'inci sırada yer aldığının altını çizerek şöyle dedi:<br />
<br />
"Türkiye'de kullanılan her 100 ilaçtan 20'si antibiyotik. Çoğu viral nedenlere bağlı üst solunum yolu, grip, nezle, sinüzit, bademcik iltihabı, farenjit (boğaz iltihabı) gibi enfeksiyonlarda ve romatolojik (fizik tedavi rahatsızlıkları) hastalıklarda antibiyotik kullanımı en sık rastlanan yanlışlardır. Yine doktor önerisi olmadan reçetesiz antibiyotik alımı da bir etkendir. Ayrıca, uygun olmayan, yeterli doz ve sürede kullanılmayan antibiyotikler de yanlış kullanıma yol açmaktadır. Türkiye'de irrasyonel antibiyotik kullanılıyor. Hastane enfeksiyonlarının antibiyotiklere karşı dirençli olduğunu göz önüne alırsak, toplumda yaygın antibiyotik kullanımı da hastaneye direnç olarak yansıyor. Gerek olmadıkça antibiyotik kullanılmamalı."  <br />
<br />
ANTİBİYOTİKLE İLGİLİ BUNLARA DİKKAT EDİN:<br />
<br />
1. Antibiyotikler sadece bakteriyel infeksiyonlarda etkilidirler.<br />
2. Antibiyotikler virusların bir kişiden başka bir kişiye bulaşmasını engellemezler.<br />
3. Antibiyotikleri yanlış nedenle kullanmanın, soğuk algınlığı, grip, nezle gibi, kullanana hiçbir yararı yoktur.<br />
4. Antibiyotiklerin yanlış kullanımı sadece bakteriyel direnç gelişmesine neden olur, daha sonraki bakteriyal infeksiyonlarda kullanılan antibiyotiklerin etkinliği olmayabilir.<br />
5. Antibiyotiklerin de her ilaç gibi yan etkileri vardır, bazıları çok ciddi sonuçlara neden olabilir.<br />
6. Antibiyotik kullanmadan önce mutlaka DOKTORUNUZA danışınız.<br />
<br />
 hürriyet]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bakara-dıyanet mealı 1- 123]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13803</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 03:44:42 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13803</guid>
			<description><![CDATA[KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ <br />
(DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) <br />
 <br />
<br />
<br />
2-el-BAKARA<br />
<br />
Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır. Hicretten sonra nazil olmuştur. 286 ayettir.<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. <br />
<br />
1. Elif. Lâm. MÎm. <br />
<br />
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. <br />
<br />
3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. <br />
<br />
4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. <br />
<br />
5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. <br />
<br />
6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler. <br />
<br />
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. <br />
<br />
8. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. <br />
<br />
9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. <br />
<br />
10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır. <br />
<br />
11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. <br />
<br />
12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. <br />
<br />
13. Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler). <br />
<br />
14. (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler. <br />
<br />
15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. <br />
<br />
16. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. <br />
<br />
17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. <br />
<br />
18. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. <br />
<br />
19. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. <br />
<br />
20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir. <br />
<br />
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz. <br />
<br />
22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın. <br />
<br />
23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. <br />
<br />
24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır. <br />
<br />
25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır. <br />
<br />
26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır). <br />
<br />
27. Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır. <br />
<br />
28. Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz. <br />
<br />
29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir. <br />
<br />
30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. <br />
<br />
31. Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. <br />
<br />
32. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler. <br />
<br />
33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi. <br />
<br />
34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu. <br />
<br />
35. Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. <br />
<br />
36. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik. <br />
<br />
37. Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. <br />
<br />
38. Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler. <br />
<br />
39. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar. <br />
<br />
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun. <br />
<br />
41. Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. <br />
<br />
42. Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin. <br />
<br />
43. Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.<br />
<br />
44. (Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?<br />
<br />
45. Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. <br />
<br />
46. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir. <br />
<br />
47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. <br />
<br />
48. Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz. <br />
<br />
49. Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. <br />
<br />
50. Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk. <br />
<br />
51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz. <br />
<br />
52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik. <br />
<br />
53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik. <br />
<br />
54. Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur. <br />
<br />
55. Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. <br />
<br />
56. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz. <br />
<br />
57. Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz" (dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı. <br />
<br />
58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.<br />
<br />
59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik. <br />
<br />
60. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.<br />
<br />
61. Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir. <br />
<br />
62. Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. <br />
<br />
63. Sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağının altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz (demiştik de); <br />
<br />
64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz. <br />
<br />
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz. <br />
<br />
66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık. <br />
<br />
67. Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti. <br />
<br />
68. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi. <br />
<br />
69. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi. <br />
<br />
70. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler.<br />
<br />
71. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi. <br />
<br />
72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. <br />
<br />
73. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir. <br />
<br />
74. (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir. <br />
<br />
75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi. <br />
<br />
76. (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz? derler. <br />
<br />
77. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir.<br />
<br />
78. İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. <br />
<br />
79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! <br />
<br />
80. İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? <br />
<br />
81. Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar. <br />
<br />
82. İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar. <br />
<br />
83. Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. <br />
<br />
84. (Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz. <br />
<br />
85. Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. <br />
<br />
86. İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.<br />
<br />
87. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz. <br />
<br />
88. (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) "Kalplerimiz perdelidir" dediler. Hayır; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar. <br />
<br />
89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır. <br />
<br />
90. Allah'ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini (Kur'an'ı) inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. <br />
<br />
91. Kendilerine: Allah'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur'an kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. (Ey Muhammed!) Onlara: Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz? deyiver. <br />
<br />
92. Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz. <br />
<br />
93. Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! <br />
<br />
94. (Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de. <br />
<br />
95. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. <br />
<br />
96. Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür. <br />
<br />
97. De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir. <br />
<br />
98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır. <br />
<br />
99. Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkâr eder. <br />
<br />
100. Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. <br />
<br />
101. Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince ehl-i kitaptan bir gurup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terkettiler. <br />
<br />
102. Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı! <br />
<br />
103. Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı! <br />
<br />
104. Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "unzurnâ" deyin. (Söylenenleri) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır. <br />
<br />
105. (Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. <br />
<br />
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. <br />
<br />
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. <br />
<br />
108. Yoksa siz de (ey müslümanlar), daha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur. <br />
<br />
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. <br />
<br />
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür. <br />
<br />
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de. <br />
<br />
112. Bilâkis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler. <br />
<br />
113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilâfa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir. <br />
<br />
114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır. <br />
<br />
115. Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir. <br />
<br />
116. "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir. <br />
<br />
117. (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. <br />
<br />
118. Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik. <br />
<br />
119. Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin. <br />
<br />
120. Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. <br />
<br />
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.<br />
<br />
122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın. <br />
<br />
123. Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ <br />
(DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI) <br />
 <br />
<br />
<br />
2-el-BAKARA<br />
<br />
Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır. Hicretten sonra nazil olmuştur. 286 ayettir.<br />
<br />
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla. <br />
<br />
1. Elif. Lâm. MÎm. <br />
<br />
2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. <br />
<br />
3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. <br />
<br />
4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. <br />
<br />
5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. <br />
<br />
6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler. <br />
<br />
7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. <br />
<br />
8. İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. <br />
<br />
9. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. <br />
<br />
10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır. <br />
<br />
11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. <br />
<br />
12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. <br />
<br />
13. Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler). <br />
<br />
14. (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler. <br />
<br />
15. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. <br />
<br />
16. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. <br />
<br />
17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. <br />
<br />
18. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. <br />
<br />
19. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. <br />
<br />
20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir. <br />
<br />
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz. <br />
<br />
22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın. <br />
<br />
23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. <br />
<br />
24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır. <br />
<br />
25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır. <br />
<br />
26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır). <br />
<br />
27. Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır. <br />
<br />
28. Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz. <br />
<br />
29. O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi hakkıyla bilendir. <br />
<br />
30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi. <br />
<br />
31. Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi. <br />
<br />
32. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler. <br />
<br />
33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi. <br />
<br />
34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu. <br />
<br />
35. Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. <br />
<br />
36. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik. <br />
<br />
37. Bu durum devam ederken Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. <br />
<br />
38. Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer benden size bir hidayet gelir de her kim hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler. <br />
<br />
39. İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar. <br />
<br />
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâdettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun. <br />
<br />
41. Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. <br />
<br />
42. Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin. <br />
<br />
43. Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.<br />
<br />
44. (Ey bilginler!) Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?<br />
<br />
45. Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. <br />
<br />
46. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir. <br />
<br />
47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. <br />
<br />
48. Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz. <br />
<br />
49. Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. <br />
<br />
50. Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık, sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk. <br />
<br />
51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz. <br />
<br />
52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik. <br />
<br />
53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik. <br />
<br />
54. Musa kavmine demişti ki: Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınızın katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O'dur. <br />
<br />
55. Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. <br />
<br />
56. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz. <br />
<br />
57. Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz" (dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı. <br />
<br />
58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.<br />
<br />
59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik. <br />
<br />
60. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.<br />
<br />
61. Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir. <br />
<br />
62. Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. <br />
<br />
63. Sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağının altında, size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz (demiştik de); <br />
<br />
64. Ondan sonra sözünüzden dönmüştünüz. Eğer sizin üzerinizde Allah'ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz. <br />
<br />
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz. <br />
<br />
66. Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık. <br />
<br />
67. Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti. <br />
<br />
68. "Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi. <br />
<br />
69. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi. <br />
<br />
70. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşaallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler.<br />
<br />
71. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi. <br />
<br />
72. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. <br />
<br />
73. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir. <br />
<br />
74. (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir. <br />
<br />
75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi. <br />
<br />
76. (Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz? derler. <br />
<br />
77. Onlar bilmezler mi ki, gizlediklerini de açıkça yaptıklarını da Allah bilmektedir.<br />
<br />
78. İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar. <br />
<br />
79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! <br />
<br />
80. İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? <br />
<br />
81. Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar. <br />
<br />
82. İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar. <br />
<br />
83. Vaktiyle biz, İsrailoğullarından: Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. <br />
<br />
84. (Ey İsrailoğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz. <br />
<br />
85. Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. <br />
<br />
86. İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.<br />
<br />
87. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz. <br />
<br />
88. (Yahudiler peygamberlerle alay ederek) "Kalplerimiz perdelidir" dediler. Hayır; küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar. <br />
<br />
89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır. <br />
<br />
90. Allah'ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini (Kur'an'ı) inkâr ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. <br />
<br />
91. Kendilerine: Allah'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur'an kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. (Ey Muhammed!) Onlara: Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz? deyiver. <br />
<br />
92. Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzağıyı (tanrı) edindiniz. <br />
<br />
93. Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! <br />
<br />
94. (Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de. <br />
<br />
95. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. <br />
<br />
96. Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür. <br />
<br />
97. De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce gelen kitapları doğrulayıcı ve müminler için de müjdeci olarak o indirmiştir. <br />
<br />
98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır. <br />
<br />
99. Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkâr eder. <br />
<br />
100. Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. <br />
<br />
101. Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince ehl-i kitaptan bir gurup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terkettiler. <br />
<br />
102. Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil'de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı! <br />
<br />
103. Eğer iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunları anlasalardı! <br />
<br />
104. Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "unzurnâ" deyin. (Söylenenleri) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır. <br />
<br />
105. (Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. <br />
<br />
106. Biz, bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. <br />
<br />
107. (Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. <br />
<br />
108. Yoksa siz de (ey müslümanlar), daha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur. <br />
<br />
109. Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. <br />
<br />
110. Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür. <br />
<br />
111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut hıristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de. <br />
<br />
112. Bilâkis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla kulluk ederse) onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler. <br />
<br />
113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hıristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hıristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. Kitabı bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilâfa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir. <br />
<br />
114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır. <br />
<br />
115. Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir. <br />
<br />
116. "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir. <br />
<br />
117. (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. <br />
<br />
118. Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik. <br />
<br />
119. Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin. <br />
<br />
120. Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. <br />
<br />
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (den bazısı) onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.<br />
<br />
122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın. <br />
<br />
123. Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Üzerinden tren geçti, burnu bile kanamadı]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13802</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 02:14:03 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13802</guid>
			<description><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
Aleksander Fischer adlı 23 yaşındaki adamın üstünden tren geçmesine rağmen burnunun bile kanamamasının, rayların tam ortasına yatmış olmasından kaynaklandığı belirtildi. <br />
<br />
Ananova sitesindeki habere göre, Berlin&#8217;deki istasyonunun çalışanları tarafından raylar arasından çekip çıkarılan Fischer, demir yoluna yattığını hiç hatırlamadığını söyledi. <br />
<br />
Fischer &#8220;İyi ki kollarımı bacaklarımı rayların üzerine uzatmamışım...&#8221; dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
Aleksander Fischer adlı 23 yaşındaki adamın üstünden tren geçmesine rağmen burnunun bile kanamamasının, rayların tam ortasına yatmış olmasından kaynaklandığı belirtildi. <br />
<br />
Ananova sitesindeki habere göre, Berlin&#8217;deki istasyonunun çalışanları tarafından raylar arasından çekip çıkarılan Fischer, demir yoluna yattığını hiç hatırlamadığını söyledi. <br />
<br />
Fischer &#8220;İyi ki kollarımı bacaklarımı rayların üzerine uzatmamışım...&#8221; dedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bedava kontör YALANI!]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13801</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 02:10:42 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13801</guid>
			<description><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
MSN keyfini kabusa dönüştüren virüslere bir yenisi daha eklendi. Bir kullanıcının bilgisayarına bulaşan virüs, MSN listesindeki herkese &#8220;bu site kontür dağatıyor... www.******** *. info, ben burdan kazandım&#8221; ya da &#8220;bu site inanılmaz www.*******. info herkese kontür veriyolar ;) anında cep telefonuna yükleniyooo.&#8221; şeklinde bir mesaj gönderiyor. <br />
<br />
Siteyi ziyaret eden ve bedava kontör yalanına inanıp siteye üye olanlar ise, zamanla kendi kontörlerinin düştüğünü fark ediyor. <br />
<br />
Eğer bu tip bir mesaj alırsanız bağlantıya tıklamayın ve mesajı gönderiyormuş gibi görünen arkadaşınızı uyarın. Çünkü aslında mesajı o değil, bilgisayarına sızan virüs gönderiyor. Bu durumda virüsü gönderen kullanıcının yapması gereken ilk iş ise, MSN kullanıcı şifresini ve gizli soruyu değiştirmek; daha sonra da güvenilir bir virüs yazılımıyla sistemi taratmak. <br />
<br />
Aslında bu tip virüslerle sık sık karşılaşıyoruz. Gönderilen mesajlar ise çoğu zaman &#8220;kontör kazanmak ister misin?&#8221; ya da &#8220;Bedava Amerika&#8217;ya gitmeye ne dersin?&#8221; tarzında mesajlar oluyor. Bu mesajlardan korunmanın en güzel yolu ise tabii ki şüpheci davranmaktan geçiyor. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
MSN keyfini kabusa dönüştüren virüslere bir yenisi daha eklendi. Bir kullanıcının bilgisayarına bulaşan virüs, MSN listesindeki herkese &#8220;bu site kontür dağatıyor... www.******** *. info, ben burdan kazandım&#8221; ya da &#8220;bu site inanılmaz www.*******. info herkese kontür veriyolar ;) anında cep telefonuna yükleniyooo.&#8221; şeklinde bir mesaj gönderiyor. <br />
<br />
Siteyi ziyaret eden ve bedava kontör yalanına inanıp siteye üye olanlar ise, zamanla kendi kontörlerinin düştüğünü fark ediyor. <br />
<br />
Eğer bu tip bir mesaj alırsanız bağlantıya tıklamayın ve mesajı gönderiyormuş gibi görünen arkadaşınızı uyarın. Çünkü aslında mesajı o değil, bilgisayarına sızan virüs gönderiyor. Bu durumda virüsü gönderen kullanıcının yapması gereken ilk iş ise, MSN kullanıcı şifresini ve gizli soruyu değiştirmek; daha sonra da güvenilir bir virüs yazılımıyla sistemi taratmak. <br />
<br />
Aslında bu tip virüslerle sık sık karşılaşıyoruz. Gönderilen mesajlar ise çoğu zaman &#8220;kontör kazanmak ister misin?&#8221; ya da &#8220;Bedava Amerika&#8217;ya gitmeye ne dersin?&#8221; tarzında mesajlar oluyor. Bu mesajlardan korunmanın en güzel yolu ise tabii ki şüpheci davranmaktan geçiyor. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Chat aşkı kocası çıktı]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13800</link>
			<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 02:06:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13800</guid>
			<description><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
<br />
Bosnalı bir çift, evlilikleri kötü gidince teselliyi internette aramaya başladı. İkisi de orada 'hayatının aşkını' buldu. Ancak buluşma günü gelince dünyaları alt üst oldu. Zenica kentinin en güzel kafesindeki randevuya giden, chat'teki yazışmalarında "Zevk Prensi" ismini kullanan Adnan Klaric (32) ile "Tatlı" rumuzunu kullanan eşi Sana (27) büyük bir şok yaşadı. Birbirlerini dürüst olmamakla suçlayan çift boşanmak için soluğu mahkemede aldı. Sana, "Hayatımın aşkını bulduğumu sanmıştım. Bana yazdıkları, gösterdiği ilgi ve hassasiyet, evliliğimde hiç rastlamadığım şeylerdi. Meğer hepsi kötü bir rüyaymış" diye yakındı. <br />
<br />
'Bana hiç iltifat etmedi' <br />
Kocası ise şöyle konuştu: "Doğrusunu söylemek gerekirse, onun Sana olabileceğine hala inanamıyorum. Bana o tatlı sözleri söyleyen kadın, evliliğimi zindana çeviren Sana olamaz. Onun ağzından yıllardır tek bir güzel kelime çıkmadı."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.<br />
<br />
<br />
<br />
Bosnalı bir çift, evlilikleri kötü gidince teselliyi internette aramaya başladı. İkisi de orada 'hayatının aşkını' buldu. Ancak buluşma günü gelince dünyaları alt üst oldu. Zenica kentinin en güzel kafesindeki randevuya giden, chat'teki yazışmalarında "Zevk Prensi" ismini kullanan Adnan Klaric (32) ile "Tatlı" rumuzunu kullanan eşi Sana (27) büyük bir şok yaşadı. Birbirlerini dürüst olmamakla suçlayan çift boşanmak için soluğu mahkemede aldı. Sana, "Hayatımın aşkını bulduğumu sanmıştım. Bana yazdıkları, gösterdiği ilgi ve hassasiyet, evliliğimde hiç rastlamadığım şeylerdi. Meğer hepsi kötü bir rüyaymış" diye yakındı. <br />
<br />
'Bana hiç iltifat etmedi' <br />
Kocası ise şöyle konuştu: "Doğrusunu söylemek gerekirse, onun Sana olabileceğine hala inanamıyorum. Bana o tatlı sözleri söyleyen kadın, evliliğimi zindana çeviren Sana olamaz. Onun ağzından yıllardır tek bir güzel kelime çıkmadı."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kalbi Olmadan 118 Gün Yaşadı]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13799</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:54:10 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13799</guid>
			<description><![CDATA[İnternethaber<br />
<br />
<br />
<br />
Dile kolay 118 gün kalbi olmadan yaşadı., O günler geçmek bilmedi. Kaderi makinenin insafına bağlıydı çünkü.<br />
ABD&#8217;nin Miami kentinde 14 yaşındaki kız çocuğu, kalp nakli yapılana kadar kendi kalbi olmadan kan pompalayan bir aletle 118 gün yaşatıldı. 118 gün bu aletle yaşatılan Simmons&#8217;a ikinci kalp nakli ameliyatı 29 Ekim&#8217;de yapıldı. <br />
<br />
MAKİNE ARIZA YAPARSA KORKUSU<br />
<br />
<br />
D&#8217;Zhana Simmons adlı çocuk da basın toplantısında, kanının pompalayan bir aletle bu kadar uzun yaşamanın &#8220;korkutucu&#8221; olduğunu, çünkü her zaman makinenin ne zaman arıza yapacağını merak ettiğini dile getirdi. <br />
<br />
YENİ KALP İYİ ÇALIŞMAYINCA ALET TAKILDI<br />
<br />
Zayıf, büyümüş ve kanı yeterli pompalayamayan kalbi nedeniyle hasta olan Simmons, Miami&#8217;deki Holtz Çocuk Hastanesi&#8217;nde 2 Temmuz&#8217;da kalp nakli ameliyatı olmuş, ancak yeni kalbi iyi çalışamayınca derhal çıkarılmıştı. Bunun üzerine doktorları Simmons&#8217;a, başka kalp bulunana kadar kanın pompalanması işlevini yerine getirecek bir alet takmıştı.<br />
<br />
Simmons&#8217;ın kalbi olmadığı halde doktorların taktığı aletle yaşadığı sürece hareket serbestisine sahip olduğu, ancak hastanede kalmaya devam ettiği belirtildi<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnternethaber<br />
<br />
<br />
<br />
Dile kolay 118 gün kalbi olmadan yaşadı., O günler geçmek bilmedi. Kaderi makinenin insafına bağlıydı çünkü.<br />
ABD&#8217;nin Miami kentinde 14 yaşındaki kız çocuğu, kalp nakli yapılana kadar kendi kalbi olmadan kan pompalayan bir aletle 118 gün yaşatıldı. 118 gün bu aletle yaşatılan Simmons&#8217;a ikinci kalp nakli ameliyatı 29 Ekim&#8217;de yapıldı. <br />
<br />
MAKİNE ARIZA YAPARSA KORKUSU<br />
<br />
<br />
D&#8217;Zhana Simmons adlı çocuk da basın toplantısında, kanının pompalayan bir aletle bu kadar uzun yaşamanın &#8220;korkutucu&#8221; olduğunu, çünkü her zaman makinenin ne zaman arıza yapacağını merak ettiğini dile getirdi. <br />
<br />
YENİ KALP İYİ ÇALIŞMAYINCA ALET TAKILDI<br />
<br />
Zayıf, büyümüş ve kanı yeterli pompalayamayan kalbi nedeniyle hasta olan Simmons, Miami&#8217;deki Holtz Çocuk Hastanesi&#8217;nde 2 Temmuz&#8217;da kalp nakli ameliyatı olmuş, ancak yeni kalbi iyi çalışamayınca derhal çıkarılmıştı. Bunun üzerine doktorları Simmons&#8217;a, başka kalp bulunana kadar kanın pompalanması işlevini yerine getirecek bir alet takmıştı.<br />
<br />
Simmons&#8217;ın kalbi olmadığı halde doktorların taktığı aletle yaşadığı sürece hareket serbestisine sahip olduğu, ancak hastanede kalmaya devam ettiği belirtildi<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Keşke hep çocuk kalsaydım]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13798</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:41:30 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13798</guid>
			<description><![CDATA[Keşke hep çocuk kalsaydım... Herkes büyümeyi<br />
isterken ve sürekli <br />
değiştirirken yüzündeki saflık maskesini, ben büyümeyi<br />
unutsaydım,<br />
yüzümde <br />
hep çocukluk maskesi takılı kalsaydı...<br />
<br />
Dinlediğim her masalın ardından hayatın toz<br />
pembeliğinde<br />
boğulsaydım ve <br />
inansaydım gerçekten kurdun karnının kesildiğinde<br />
babaannenin<br />
çıkacağına, <br />
parmak çocuklara, öpüldüğü zaman prens olan<br />
kurbağalara...<br />
<br />
Keşke gerçeklerle hiç tanışmasaydım. Aklım bütün<br />
sorulara cevap <br />
aramasaydı, mantık denen o asabi çehreyle hiç<br />
karşılaşmasaydım.<br />
<br />
Büyük yaramazlıklar yapıp küçük cezalar alsaydım.<br />
Elma<br />
yanaklarım, badem<br />
<br />
gözlerim olsaydı, herkes bana hizmet etseydi, bana<br />
ninni<br />
söyleselerdi, beni <br />
güldürüp eğlendirselerdi...<br />
<br />
Yüzümde hiç eksilmeyen kocaman gülücükler olsaydı,<br />
anlattıklarımı<br />
herkes<br />
<br />
zor anlasaydı, beni taklit etselerdi ve herkes benimle<br />
beraber çocuk <br />
olsaydı. Ayakkabı numaram yirmi beşi<br />
geçmeseydi...Ellerim minicik,<br />
ayaklarım<br />
<br />
küçücük, fakat hayallerim kocaman olsaydı.<br />
<br />
Ölüm nedir bilmeseydim, acı nedir tatmasaydım,<br />
öfke nedir<br />
görmeseydim, <br />
yalan nedir duymasaydım, kalbim hiç kırılmasaydı veya<br />
bunları hiç <br />
anlamasaydım. Keşke hep çocuk kalsaydım.<br />
<br />
Avcuma denizi doldurabilseydim, kuşlar gibi<br />
özgürce uçabilseydim, <br />
hayallerle yaşasaydım, masallarda dolaşsaydım, baş<br />
parmağımı diğerine <br />
değdirip birdenbire tekrar çocuk olsaydım<br />
<br />
( alıntı)<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Keşke hep çocuk kalsaydım... Herkes büyümeyi<br />
isterken ve sürekli <br />
değiştirirken yüzündeki saflık maskesini, ben büyümeyi<br />
unutsaydım,<br />
yüzümde <br />
hep çocukluk maskesi takılı kalsaydı...<br />
<br />
Dinlediğim her masalın ardından hayatın toz<br />
pembeliğinde<br />
boğulsaydım ve <br />
inansaydım gerçekten kurdun karnının kesildiğinde<br />
babaannenin<br />
çıkacağına, <br />
parmak çocuklara, öpüldüğü zaman prens olan<br />
kurbağalara...<br />
<br />
Keşke gerçeklerle hiç tanışmasaydım. Aklım bütün<br />
sorulara cevap <br />
aramasaydı, mantık denen o asabi çehreyle hiç<br />
karşılaşmasaydım.<br />
<br />
Büyük yaramazlıklar yapıp küçük cezalar alsaydım.<br />
Elma<br />
yanaklarım, badem<br />
<br />
gözlerim olsaydı, herkes bana hizmet etseydi, bana<br />
ninni<br />
söyleselerdi, beni <br />
güldürüp eğlendirselerdi...<br />
<br />
Yüzümde hiç eksilmeyen kocaman gülücükler olsaydı,<br />
anlattıklarımı<br />
herkes<br />
<br />
zor anlasaydı, beni taklit etselerdi ve herkes benimle<br />
beraber çocuk <br />
olsaydı. Ayakkabı numaram yirmi beşi<br />
geçmeseydi...Ellerim minicik,<br />
ayaklarım<br />
<br />
küçücük, fakat hayallerim kocaman olsaydı.<br />
<br />
Ölüm nedir bilmeseydim, acı nedir tatmasaydım,<br />
öfke nedir<br />
görmeseydim, <br />
yalan nedir duymasaydım, kalbim hiç kırılmasaydı veya<br />
bunları hiç <br />
anlamasaydım. Keşke hep çocuk kalsaydım.<br />
<br />
Avcuma denizi doldurabilseydim, kuşlar gibi<br />
özgürce uçabilseydim, <br />
hayallerle yaşasaydım, masallarda dolaşsaydım, baş<br />
parmağımı diğerine <br />
değdirip birdenbire tekrar çocuk olsaydım<br />
<br />
( alıntı)<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Türkler Avrupa'yı istilâ edecek' tezi çöktü.]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13797</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:28:06 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13797</guid>
			<description><![CDATA[Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Demokratlar ile ırkçıların dile getirdiği, "Türkiye üye olursa Avrupa'yı Türkler doldurur" tezi çöktü.  <br />
 <br />
 <br />
 <br />
AB Komisyonu tarafından 2004 ve 2007 genişlemelerinin ele alındığı bir raporda "işgal" tezinin aksi sonuçlar ortaya çıktı. Rapor, yeni göçmenlerin eski üyelerdeki ekonomiyi canlandırdığını, ücretler ve istihdam sorunlarına ya çok az etki ettiğini ya da olumsuz hiçbir tesirin olmadığını tespit etti. Türkiye ile müzakere kararı alan AB'nin nihai bildirisinde Türklerin serbest dolaşımına üye olsa dahi "daimi kısıtlama" getirilebileceği cümlesi eklenmişti. <br />
<br />
AB, Türkiye'nin üyeliği durumunda büyük göç dalgası gerçekleşeceği gerekçesiyle tarihinde ilk defa üyelik için müzakere ettiği bir ülkeye "daimi kısıtlama" getirilebileceğini kayıtlara geçirmişti. Aynı endişeler 2007'de üye olan Bulgaristan ve Romanya için gündeme getirilmiş, bu iki ülkenin vatandaşlarının Avrupa'ya akın edeceği iddia edilmişti. Ancak rapora göre bu ülkelerden AB'nin eski üyelerine göç sadece yüzde 0,2 oranında arttı. Bulgarlar ve Romenlerin çoğu İtalya ve İspanya'ya göç etti. Rapora göre, şu an AB'nin eski 15 üyesine yeni üyelerden ziyade AB dışı ülkelerden göç var. <br />
<br />
AB'nin eski üyeleri, yeni üyelerin vatandaşlarına azami 7 yıl olmak üzere serbest dolaşım kısıtlaması getirebiliyor. Şu an Almanya, Avusturya, Belçika ve Danimarka dışındaki bütün eski 15 üye Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Slovenya'ya herhangi bir kısıtlama uygulamıyor. Rumlar ve Maltalılara da baştan beri hiçbir sınırlama getirilmemişti. Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyeliği durumunda büyük göç dalgası gerçekleşeceği gerekçesiyle tarihinde ilk defa üyelik için müzakere ettiği bir ülkeye "daimi kısıtlama" getirilebileceğini kayıtlara geçirmişti. Türkiye ile müzakere kararı alan AB'nin 16-17 Aralık 2005 zirve nihai bildirisinde Türklerin serbest dolaşımına Türkiye üye olsa dahi "daimi kısıtlama" getirilebileceği cümlesi eklenmişti. Aynı endişeler 2007'de üye olan Bulgaristan ve Romanya için gündeme getirilmiş, bu iki ülkenin vatandaşlarının Avrupa'ya akın edeceği iddia edilmişti. Ancak rapora göre bu ülkelerden AB'nin eski üyelerine göç sadece yüzde 0,2 oranında arttı. Bulgarlar ve Romenlerin çoğu İtalya ve İspanya'ya göç etti. Rapora göre, şu an AB'nin eski 15 üyesine yeni üyelerden ziyade AB dışı ülkelerden göç var. "Yeni üyeler eskileri işgal edecek" tezini çürüten Komisyon raporu, yeni göçmenlerin eski üyelerdeki ekonomiyi canlandırdığını, ücretler ve istihdam sorunlarına ya çok az etki ettiğini ya da hiçbir olumsuz tesir icra etmediğini tespit ediyor. <br />
Dolaşım hakkı kısıtlanamaz <br />
AB Komisyonu, bu veriler çerçevesinde eski üyelerin yeni üye ülkelere uyguladıkları serbest dolaşım kısıtlamalarını kaldırması çağrısı yaparken, serbest dolaşım hakkının AB'nin üzerine inşa edildiği 4 temel hürriyetten biri olduğunu hatırlatıyor. Eski üyeler, yeni üyelerin vatandaşlarına azami 7 yıl olmak üzere serbest dolaşım kısıtlaması getirebiliyor. Şu an Almanya, Avusturya, Belçika ve Danimarka dışındaki bütün eski 15 üye Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Slovenya'ya herhangi bir kısıtlama uygulamıyor. Rumlar ve Maltalılara da baştan beri hiçbir sınırlama getirilmemişti. <br />
 Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Demokratlar ile ırkçıların dile getirdiği, "Türkiye üye olursa Avrupa'yı Türkler doldurur" tezi çöktü.  <br />
 <br />
 <br />
 <br />
AB Komisyonu tarafından 2004 ve 2007 genişlemelerinin ele alındığı bir raporda "işgal" tezinin aksi sonuçlar ortaya çıktı. Rapor, yeni göçmenlerin eski üyelerdeki ekonomiyi canlandırdığını, ücretler ve istihdam sorunlarına ya çok az etki ettiğini ya da olumsuz hiçbir tesirin olmadığını tespit etti. Türkiye ile müzakere kararı alan AB'nin nihai bildirisinde Türklerin serbest dolaşımına üye olsa dahi "daimi kısıtlama" getirilebileceği cümlesi eklenmişti. <br />
<br />
AB, Türkiye'nin üyeliği durumunda büyük göç dalgası gerçekleşeceği gerekçesiyle tarihinde ilk defa üyelik için müzakere ettiği bir ülkeye "daimi kısıtlama" getirilebileceğini kayıtlara geçirmişti. Aynı endişeler 2007'de üye olan Bulgaristan ve Romanya için gündeme getirilmiş, bu iki ülkenin vatandaşlarının Avrupa'ya akın edeceği iddia edilmişti. Ancak rapora göre bu ülkelerden AB'nin eski üyelerine göç sadece yüzde 0,2 oranında arttı. Bulgarlar ve Romenlerin çoğu İtalya ve İspanya'ya göç etti. Rapora göre, şu an AB'nin eski 15 üyesine yeni üyelerden ziyade AB dışı ülkelerden göç var. <br />
<br />
AB'nin eski üyeleri, yeni üyelerin vatandaşlarına azami 7 yıl olmak üzere serbest dolaşım kısıtlaması getirebiliyor. Şu an Almanya, Avusturya, Belçika ve Danimarka dışındaki bütün eski 15 üye Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Slovenya'ya herhangi bir kısıtlama uygulamıyor. Rumlar ve Maltalılara da baştan beri hiçbir sınırlama getirilmemişti. Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyeliği durumunda büyük göç dalgası gerçekleşeceği gerekçesiyle tarihinde ilk defa üyelik için müzakere ettiği bir ülkeye "daimi kısıtlama" getirilebileceğini kayıtlara geçirmişti. Türkiye ile müzakere kararı alan AB'nin 16-17 Aralık 2005 zirve nihai bildirisinde Türklerin serbest dolaşımına Türkiye üye olsa dahi "daimi kısıtlama" getirilebileceği cümlesi eklenmişti. Aynı endişeler 2007'de üye olan Bulgaristan ve Romanya için gündeme getirilmiş, bu iki ülkenin vatandaşlarının Avrupa'ya akın edeceği iddia edilmişti. Ancak rapora göre bu ülkelerden AB'nin eski üyelerine göç sadece yüzde 0,2 oranında arttı. Bulgarlar ve Romenlerin çoğu İtalya ve İspanya'ya göç etti. Rapora göre, şu an AB'nin eski 15 üyesine yeni üyelerden ziyade AB dışı ülkelerden göç var. "Yeni üyeler eskileri işgal edecek" tezini çürüten Komisyon raporu, yeni göçmenlerin eski üyelerdeki ekonomiyi canlandırdığını, ücretler ve istihdam sorunlarına ya çok az etki ettiğini ya da hiçbir olumsuz tesir icra etmediğini tespit ediyor. <br />
Dolaşım hakkı kısıtlanamaz <br />
AB Komisyonu, bu veriler çerçevesinde eski üyelerin yeni üye ülkelere uyguladıkları serbest dolaşım kısıtlamalarını kaldırması çağrısı yaparken, serbest dolaşım hakkının AB'nin üzerine inşa edildiği 4 temel hürriyetten biri olduğunu hatırlatıyor. Eski üyeler, yeni üyelerin vatandaşlarına azami 7 yıl olmak üzere serbest dolaşım kısıtlaması getirebiliyor. Şu an Almanya, Avusturya, Belçika ve Danimarka dışındaki bütün eski 15 üye Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya, Letonya, Estonya ve Slovenya'ya herhangi bir kısıtlama uygulamıyor. Rumlar ve Maltalılara da baştan beri hiçbir sınırlama getirilmemişti. <br />
 Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yüreğim seninle mühürlensin]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13796</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:18:10 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13796</guid>
			<description><![CDATA[Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar&#8230; <br />
Gül kızıllığında müjdeler aradım ebrulî bulutlardan hüzme hüzme süzülürken ışıklar. <br />
<br />
<br />
Çöl benim içimde, acı benim içimde. Mecnun&#8217;un, geceler ve gündüzler boyu Leylî iniltilerini bir ney gibi dinleyen kum taneleri ayaklarımın altında ateş ateş çoğalırken, geceyi özlüyorum. <br />
Gecelerde dolunaylar gibi doğasın diye ufkumda yâr! <br />
<br />
<br />
Çölün sessizliğine düşerken yıldızlar, yüreğimin kuytularına serinlikler insin cennet cennet ne olur! <br />
Bir aslan avcısının çölün hür ufuklarında geceyi yorumlayıp da, <br />
&#8220;Ebedi ve ezeli Sevgilinin dört duvar arasına sıkıştırılamayacağını anladım.&#8221; deyişi gibi ben de gönül semalarımda yıldız yıldız beliren mühürlerine bakıp seni yaşamak istiyorum içimde ey sevgili! <br />
<br />
<br />
Benim için her gül yaprağında sen, her yağmurda sen, her rüzgârda sen&#8230; <br />
<br />
<br />
Varlığım seninle&#8230; <br />
Zamana senin adınla mühür vuruyorum. <br />
O mühürler ki, zamanın sonsuza uzandığı yerde ancak yine senin adınla açılır, <br />
yine senin adınla okunur. <br />
<br />
<br />
Gönlümün gaflet çölünde perişan düştüğü demlerde hasretimi affıma ferman say da ne olur ötelerin tütsüsüyle yeni mühürler vur yüreğime. <br />
Zaman ırmağının donduğu ötelerde de açılacak sonsuza uzanan yeni mühürler. <br />
Yüreğim seninle mühürlensin. <br />
<br />
<br />
Adım, adınla bilinsin yâr! <br />
Adımlarım ne yana dönse sana olsun. <br />
Ki, sen her yanımdasın. <br />
Biliyorum şah damarımda akan kan, daha yakın değil bana senden. <br />
<br />
<br />
Yakınlığın gül tadında yanmaksa eğer uğruna, <br />
ne olur beni de yak yaprak yaprak aşkınla. <br />
Bin kerre bozduğum tövbelerden sonra yeni baştan yazılsın gecenin en mahrem saatlerinde aşk kitabım. <br />
<br />
<br />
Kitaplar kitabından nasibime ilkin nasıl adın düşmüşse, yine öyle adınla başlasın satırlar. <br />
Nice gönlü bin parçaya bölen Züleyha bakışlı güzellerin aşk sayfaları rafa kaldırılsın Yusuf kanatlarıyla. <br />
Titreyen dudaklarımdaki son mühür, son isim, son çağrı son tat adın olsun&#8230; <br />
<br />
<br />
Bunu affıma ferman bilirim. <br />
Sen varsan yâr, her şey bana yâr! <br />
<br />
<br />
Vücut zindanında sana müştak gönlüm nice baharlar yaşar adınla <br />
yağmur yağmur, <br />
demet demet. <br />
<br />
<br />
Mısır&#8217;a sultan olmak değil mi ki ışığa hasret köhne zindanlardan geçiyor, <br />
beni de nefsin zindanında esarete mahkûm bir Yusuf say da, <br />
arındır ve sonra da kavuştur özgürlüğüme yâr! <br />
<br />
<br />
Bilirsin, özgürlüğüm, sana tutsaklığımdır. <br />
<br />
<br />
Arzuların kör kuyusuna benim de atılmışlığım vardır. <br />
Ne olur beni de Yusuf&#8217;lardan say, yolla ümit kervanlarını, sal rahmet kovanı. <br />
Ufkum senin rahmetinle şenlensin. Göz sahillerimde dalgalar senin adınla coşsun. <br />
<br />
<br />
Tesellim; hasretimdir, gözyaşımdır, umudumdur&#8230; <br />
<br />
<br />
Bulut bulut dolan yüreğimden sana akıtıyorum gözyaşlarımı yâr! <br />
Önce adın, sonra adımlarım&#8230; <br />
Ben bir gelirken sen iki gelensin. <br />
Benim için bana benden daha çok yönelensin. <br />
Çağları aşan çağrılarınla günü beş parçaya bölerken, <br />
ne olur her parça benim için bir altın dilim olsun secde secde sana yönelişlerimle&#8230;<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar&#8230; <br />
Gül kızıllığında müjdeler aradım ebrulî bulutlardan hüzme hüzme süzülürken ışıklar. <br />
<br />
<br />
Çöl benim içimde, acı benim içimde. Mecnun&#8217;un, geceler ve gündüzler boyu Leylî iniltilerini bir ney gibi dinleyen kum taneleri ayaklarımın altında ateş ateş çoğalırken, geceyi özlüyorum. <br />
Gecelerde dolunaylar gibi doğasın diye ufkumda yâr! <br />
<br />
<br />
Çölün sessizliğine düşerken yıldızlar, yüreğimin kuytularına serinlikler insin cennet cennet ne olur! <br />
Bir aslan avcısının çölün hür ufuklarında geceyi yorumlayıp da, <br />
&#8220;Ebedi ve ezeli Sevgilinin dört duvar arasına sıkıştırılamayacağını anladım.&#8221; deyişi gibi ben de gönül semalarımda yıldız yıldız beliren mühürlerine bakıp seni yaşamak istiyorum içimde ey sevgili! <br />
<br />
<br />
Benim için her gül yaprağında sen, her yağmurda sen, her rüzgârda sen&#8230; <br />
<br />
<br />
Varlığım seninle&#8230; <br />
Zamana senin adınla mühür vuruyorum. <br />
O mühürler ki, zamanın sonsuza uzandığı yerde ancak yine senin adınla açılır, <br />
yine senin adınla okunur. <br />
<br />
<br />
Gönlümün gaflet çölünde perişan düştüğü demlerde hasretimi affıma ferman say da ne olur ötelerin tütsüsüyle yeni mühürler vur yüreğime. <br />
Zaman ırmağının donduğu ötelerde de açılacak sonsuza uzanan yeni mühürler. <br />
Yüreğim seninle mühürlensin. <br />
<br />
<br />
Adım, adınla bilinsin yâr! <br />
Adımlarım ne yana dönse sana olsun. <br />
Ki, sen her yanımdasın. <br />
Biliyorum şah damarımda akan kan, daha yakın değil bana senden. <br />
<br />
<br />
Yakınlığın gül tadında yanmaksa eğer uğruna, <br />
ne olur beni de yak yaprak yaprak aşkınla. <br />
Bin kerre bozduğum tövbelerden sonra yeni baştan yazılsın gecenin en mahrem saatlerinde aşk kitabım. <br />
<br />
<br />
Kitaplar kitabından nasibime ilkin nasıl adın düşmüşse, yine öyle adınla başlasın satırlar. <br />
Nice gönlü bin parçaya bölen Züleyha bakışlı güzellerin aşk sayfaları rafa kaldırılsın Yusuf kanatlarıyla. <br />
Titreyen dudaklarımdaki son mühür, son isim, son çağrı son tat adın olsun&#8230; <br />
<br />
<br />
Bunu affıma ferman bilirim. <br />
Sen varsan yâr, her şey bana yâr! <br />
<br />
<br />
Vücut zindanında sana müştak gönlüm nice baharlar yaşar adınla <br />
yağmur yağmur, <br />
demet demet. <br />
<br />
<br />
Mısır&#8217;a sultan olmak değil mi ki ışığa hasret köhne zindanlardan geçiyor, <br />
beni de nefsin zindanında esarete mahkûm bir Yusuf say da, <br />
arındır ve sonra da kavuştur özgürlüğüme yâr! <br />
<br />
<br />
Bilirsin, özgürlüğüm, sana tutsaklığımdır. <br />
<br />
<br />
Arzuların kör kuyusuna benim de atılmışlığım vardır. <br />
Ne olur beni de Yusuf&#8217;lardan say, yolla ümit kervanlarını, sal rahmet kovanı. <br />
Ufkum senin rahmetinle şenlensin. Göz sahillerimde dalgalar senin adınla coşsun. <br />
<br />
<br />
Tesellim; hasretimdir, gözyaşımdır, umudumdur&#8230; <br />
<br />
<br />
Bulut bulut dolan yüreğimden sana akıtıyorum gözyaşlarımı yâr! <br />
Önce adın, sonra adımlarım&#8230; <br />
Ben bir gelirken sen iki gelensin. <br />
Benim için bana benden daha çok yönelensin. <br />
Çağları aşan çağrılarınla günü beş parçaya bölerken, <br />
ne olur her parça benim için bir altın dilim olsun secde secde sana yönelişlerimle&#8230;<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Insanlar 4 Kısımdır]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13795</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:13:23 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13795</guid>
			<description><![CDATA[Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurdu ki: &#8220;İnsanlar dört kısımdır: Dili ve kalbi olmıyan: Kötü dilli ve kötü kalbli insanlardır. Bunlar, günahkâr, dünyâya aldanmış ve ahmak kimsedir. Böyle kimselerden olmaktan ve onlar arasında bulunmaktan sakınmalıdır. Çünkü onlar, azâba uğrayacak kimselerdir. <br />
<br />
Dili olup, kalbi olmayan kimse: Bu; güzel, hikmetli konuşur, fakat onunla amel etmez. Sâdece insanları Allahü teâlânın emirlerine da&#8217;vet eder. Kendisi ise bunları yapmaktan kaçar. Tatlı ve hoş konuşmalarıyla seni aldatmamaları için onlardan uzak dur. Yoksa onların günahlarının ateşi seni de yakar, kalblerinin pis kokusu seni öldürür. <br />
<br />
<br />
Kalbi olup dili olmayan kimse: Bu öyle bir mü&#8217;mindir ki, Allahü teâlâ onu mahlûkundan gizlemiştir. Ona nefsinin ayıplarını göstermiş, kalbini nûrlandırmış, insanlarla lüzumundan fazla görüşmenin sıkıntılarını, lüzumsuz konuşmanın kötülüğünü ona göstermiştir. Bu, Allahü teâlânın velî kulu olup, Allahü teâlâ onu muhafaza buyurur. Böyle bir kimse ile beraber ol. Onun hizmetinde bulun. Böyle yaparsan, Allahü teâlâ seni sever. <br />
<br />
<br />
Âlim kimse: İlmi ile amel eder. Bu kimse, Allahü teâlâyı ve âyetlerini, azamet ve kibriyâsına delâlet eden delîlleri bilir. Allahü teâlâ onun kalbine, herkesin bilmediği ince ve derin ilimleri koymuştur. Onun kalbini böyle ilimlere açık kılmıştır. Böyle bir zâta muhalefet etmekten ve ona sırt çevirip ondan uzaklaşmakdan çok sakın. Onun nasihatlerini terk etmekten çok kork. <br />
Nasihat iki şekilde yapılır:<br />
<br />
<br />
Birincisi, söz, yazı ve her çeşit yayın organı ile yapılanıdır. <br />
<br />
İkincisi, hâl ile, İslâmın güzel ahlâkına uyarak, nümûne, örnek olmaktır. Herkese tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına göz dikmemek, borçlarını ödemek, en tesirli, en faydalı nasîhat yapmak olur.<br />
<br />
Bunun içindir ki, &#8220;lisân-ı hâl, lisân-ı kalden entaktır&#8221; demişlerdir. Yâni hâl ile, yaşayış ile örnek olup, dîni yaymak; söz ile yapılan nasîhatten daha kıymetlidir.<br />
<br />
İslâmın güzel ahlâkına uygun örnek bir yaşayış, iyilikleri yayıp, kötülüklerden sakındırmanın en güzel yoludur. Mühim bir farzı yapmaktır.<br />
 SELAM VE DUA İLE..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurdu ki: &#8220;İnsanlar dört kısımdır: Dili ve kalbi olmıyan: Kötü dilli ve kötü kalbli insanlardır. Bunlar, günahkâr, dünyâya aldanmış ve ahmak kimsedir. Böyle kimselerden olmaktan ve onlar arasında bulunmaktan sakınmalıdır. Çünkü onlar, azâba uğrayacak kimselerdir. <br />
<br />
Dili olup, kalbi olmayan kimse: Bu; güzel, hikmetli konuşur, fakat onunla amel etmez. Sâdece insanları Allahü teâlânın emirlerine da&#8217;vet eder. Kendisi ise bunları yapmaktan kaçar. Tatlı ve hoş konuşmalarıyla seni aldatmamaları için onlardan uzak dur. Yoksa onların günahlarının ateşi seni de yakar, kalblerinin pis kokusu seni öldürür. <br />
<br />
<br />
Kalbi olup dili olmayan kimse: Bu öyle bir mü&#8217;mindir ki, Allahü teâlâ onu mahlûkundan gizlemiştir. Ona nefsinin ayıplarını göstermiş, kalbini nûrlandırmış, insanlarla lüzumundan fazla görüşmenin sıkıntılarını, lüzumsuz konuşmanın kötülüğünü ona göstermiştir. Bu, Allahü teâlânın velî kulu olup, Allahü teâlâ onu muhafaza buyurur. Böyle bir kimse ile beraber ol. Onun hizmetinde bulun. Böyle yaparsan, Allahü teâlâ seni sever. <br />
<br />
<br />
Âlim kimse: İlmi ile amel eder. Bu kimse, Allahü teâlâyı ve âyetlerini, azamet ve kibriyâsına delâlet eden delîlleri bilir. Allahü teâlâ onun kalbine, herkesin bilmediği ince ve derin ilimleri koymuştur. Onun kalbini böyle ilimlere açık kılmıştır. Böyle bir zâta muhalefet etmekten ve ona sırt çevirip ondan uzaklaşmakdan çok sakın. Onun nasihatlerini terk etmekten çok kork. <br />
Nasihat iki şekilde yapılır:<br />
<br />
<br />
Birincisi, söz, yazı ve her çeşit yayın organı ile yapılanıdır. <br />
<br />
İkincisi, hâl ile, İslâmın güzel ahlâkına uyarak, nümûne, örnek olmaktır. Herkese tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına göz dikmemek, borçlarını ödemek, en tesirli, en faydalı nasîhat yapmak olur.<br />
<br />
Bunun içindir ki, &#8220;lisân-ı hâl, lisân-ı kalden entaktır&#8221; demişlerdir. Yâni hâl ile, yaşayış ile örnek olup, dîni yaymak; söz ile yapılan nasîhatten daha kıymetlidir.<br />
<br />
İslâmın güzel ahlâkına uygun örnek bir yaşayış, iyilikleri yayıp, kötülüklerden sakındırmanın en güzel yoludur. Mühim bir farzı yapmaktır.<br />
 SELAM VE DUA İLE..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanli Padisahlari neden hacca gitmemislerdir ?]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13794</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:10:25 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13794</guid>
			<description><![CDATA[Osmanli Padisahlari neden hacca gitmemislerdir ? Genç Osman&#8217;in öldürülmesinde hacca gitmek istemesinin rolü var midir ? <br />
<br />
<br />
Bu soru çokça sorulmaktadir. Ancak bu sorunun cevaplandirilacagi en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman&#8217;in katli olayinda bu sorunun cevabi da verilmistir. Evvela haccin farz olmasinin sartlarini özetleyelim: Müslüman olmak; akilli olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gida ve hem de yol masraflarini karsilayabilecek kadar zengin olmak; haccin farz oldugunu bilmek; yol emniyeti bulunmak. <br />
<br />
Bu kisa izahlardan sonra, Osmanli Padisahlarinin neden hacca gitmediklerinin cevabini arayalim : <br />
<br />
1) Islâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-i kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açik bir düsman tehlikesi bulunmadigi müddetçe, farz-i ayn olan hacci farz-i kifâye olan cihâda tercih edebilecektir. Cihâd, fert olarak Müslümanlarin hac ibadetine engel olmayacaktir. Bunun tek istisnasi, düsmanin bertaraf edilebilmesi için hacca gidecek Müslümanlara da ihtiyaç olmasidir. Iste bu noktada halife ve sultânlarin hükmü, Müslüman fertlerden farklidir ve onlar için cihâd yani düsmanlarin hücumunu bertaraf ederek Müslümanlarin emniyetini saglamak ve bunun için gerekirse savasmak, farz-i ayndir. Hz. Peygamber&#8217;e hangi amelin daha faziletli oldugu soruldugunda, sirasiyla, Allah&#8217;a ve Peygamberine iman, Allah yolunda cihad ve hacc-i mebrûr cevabini vermistir. Sebebi bellidir; Müslümanlarin canini, malini ve namusunu korumak hukukullah da denilen kamu haklarindandir; yani cemiyete ait bir ibadettir. Bazan kamu haklarindan olan bir mesele, sahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Iste burada da durum budur. <br />
<br />
Osmanli Padisahlarinin II. Selim&#8217;e kadar gelenlerinin tamami, ömürlerinin yarisini Allah yolunda cihâd için seferlerde geçirmislerdir. Üzerlerine farz-i ayn olan ve hukukullah mahiyetinde bulunan cihâdi ve nizâm-i âlemin devamini, sahsî farz olan hacca tercih etmeleri için, Seyhülislâmlar fetvâ vermislerdir. II. Bâyezid Amasya&#8217;da vali iken hacca gitmeye niyetlenirken, sadrazam ve diger devlet erkâninin imzasi ile gönderilen mektupta, hemen gelip tahta geçmesi gerektigini, hacca gitmeyi halka ve devleti idare etme isi olmayanlara birakmasi icab ettigini tavsiye etmisler; aksi takdirde düsmanin cesaretlenerek Müslümanlara saldirmasina sebep olacagini ikaz eylemislerdir. <br />
<br />
Ayni sekilde israrla hacca gitmek isteyen ve bu niyetinin bedelini caniyla ödeyen II. Osman&#8217;a, Kayinpederi ve Seyhülislâm olan Es&#8217;ad Efendi aynen su fetvâyi vermis ve fikihtaki bu hükmü özetlemistir: "Padisahlara hac lâzim degildir; oturup adl eylemek evlâdir. Câiz ki, bir fitne zuhûr eyleye". Verilen bu fetvâyi tasdik eden asrinin kutbu Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri de, II. Osman&#8217;i fetvâya uymasi için ciddi ikaz eylemistir. Hatta bu meseleden dolayi Padisah&#8217;in askeri tahrik ettiniz tarzinda tahkirine hedef olan ve sonradan Seyhülislâmlik makamina gelen Yahya Efendi&#8217;nin ifadeleri de tamamen fikhin ölçülerine uygundur: <br />
<br />
"Padisahim! Hâsâ ki, ulema duacilariniz eskiyayi tahrik ede. Ancak içten gelerek bu niyetinizi istemezdik. Sebebi budur ki, ecdadiniz etmemisler, bu tarike gitmemisler, günahimiz varsa ol kadarcadir." <br />
<br />
Nitekim halk ve asker arasinda yayilan dedikoduyu özetleyen su cümleler de meseleyi açiklamaktadir: <br />
<br />
"Nizâm-i âlem içün padisahlar hacci terk edegelmistir. Düsmanin ortaya çikmasi ve düsmanlarin memleketi karistirma ihtimali var iken, Memâlik-i Mahrûse&#8217;yi koyup gitmek hatadir.". <br />
<br />
2) Bazi Islâm hukukçulari, bedeni sihhatli olma sartini açarak, sihhatli olsa bile tutuklu olma veya kendisini hacdan alikoyan zâlim idareciden korkmanin da haccin edâsini engelleyecegini ifade ederken, sultân ve o manadaki devlet yetkililerinin de mahbus yani tutuklu gibi kabul edilecegini; sadece beytülmal disinda kendine ait malindan haccin farz olacagini ve bu özür devam ettigi müddetçe ölünceye kadar hacca gidemeyebilecegini hükme baglamislardir. Günümüzdeki gibi ulasim imkânlarinin gelismedigi ve bir hac görevinin en az üç ay sürecegi bir asirda, Osmanli Padisahlarinin hacca gitmeleri gerektigini düsünmek, Islâm Hukukunu bilmemek olur. Kaldi ki, ömürlerinin yarisini cephede geçiren Padisahlarin, neden Misir&#8217;a kadar cihâda gidip de hacca varmadiklari da ileri sürülemez; zira ordunun basinda mücahid bir komutan olarak sefere giden padisahla, kendi sahsî ibadeti için üç ay memleketini yalniz birakan padisah bir tutulamaz. Bunun en müsahhas misâli II. Osman&#8217;a karsi askerin ve hatta halkin duydugu tepkidir. Islâm âlimleri, haccin sartlarindan olan yol emniyetini ihlal eden Karamita grubunun isyani sebebiyle, 326/937 tarihinden itibaren 20 yil kadar haccin farz olmadigini, çünkü yollarda anarsi yasanabilecegini ifade etmislerdir. <br />
<br />
Özetle Osmanli Padisahlarina dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamistir. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermislerdir. Ayrica Sultân Abdülaziz&#8217;in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittigi söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir . <br />
<br />
Kaynak: Prof. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanli<br />
Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanli Padisahlari neden hacca gitmemislerdir ? Genç Osman&#8217;in öldürülmesinde hacca gitmek istemesinin rolü var midir ? <br />
<br />
<br />
Bu soru çokça sorulmaktadir. Ancak bu sorunun cevaplandirilacagi en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman&#8217;in katli olayinda bu sorunun cevabi da verilmistir. Evvela haccin farz olmasinin sartlarini özetleyelim: Müslüman olmak; akilli olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gida ve hem de yol masraflarini karsilayabilecek kadar zengin olmak; haccin farz oldugunu bilmek; yol emniyeti bulunmak. <br />
<br />
Bu kisa izahlardan sonra, Osmanli Padisahlarinin neden hacca gitmediklerinin cevabini arayalim : <br />
<br />
1) Islâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-i kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açik bir düsman tehlikesi bulunmadigi müddetçe, farz-i ayn olan hacci farz-i kifâye olan cihâda tercih edebilecektir. Cihâd, fert olarak Müslümanlarin hac ibadetine engel olmayacaktir. Bunun tek istisnasi, düsmanin bertaraf edilebilmesi için hacca gidecek Müslümanlara da ihtiyaç olmasidir. Iste bu noktada halife ve sultânlarin hükmü, Müslüman fertlerden farklidir ve onlar için cihâd yani düsmanlarin hücumunu bertaraf ederek Müslümanlarin emniyetini saglamak ve bunun için gerekirse savasmak, farz-i ayndir. Hz. Peygamber&#8217;e hangi amelin daha faziletli oldugu soruldugunda, sirasiyla, Allah&#8217;a ve Peygamberine iman, Allah yolunda cihad ve hacc-i mebrûr cevabini vermistir. Sebebi bellidir; Müslümanlarin canini, malini ve namusunu korumak hukukullah da denilen kamu haklarindandir; yani cemiyete ait bir ibadettir. Bazan kamu haklarindan olan bir mesele, sahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Iste burada da durum budur. <br />
<br />
Osmanli Padisahlarinin II. Selim&#8217;e kadar gelenlerinin tamami, ömürlerinin yarisini Allah yolunda cihâd için seferlerde geçirmislerdir. Üzerlerine farz-i ayn olan ve hukukullah mahiyetinde bulunan cihâdi ve nizâm-i âlemin devamini, sahsî farz olan hacca tercih etmeleri için, Seyhülislâmlar fetvâ vermislerdir. II. Bâyezid Amasya&#8217;da vali iken hacca gitmeye niyetlenirken, sadrazam ve diger devlet erkâninin imzasi ile gönderilen mektupta, hemen gelip tahta geçmesi gerektigini, hacca gitmeyi halka ve devleti idare etme isi olmayanlara birakmasi icab ettigini tavsiye etmisler; aksi takdirde düsmanin cesaretlenerek Müslümanlara saldirmasina sebep olacagini ikaz eylemislerdir. <br />
<br />
Ayni sekilde israrla hacca gitmek isteyen ve bu niyetinin bedelini caniyla ödeyen II. Osman&#8217;a, Kayinpederi ve Seyhülislâm olan Es&#8217;ad Efendi aynen su fetvâyi vermis ve fikihtaki bu hükmü özetlemistir: "Padisahlara hac lâzim degildir; oturup adl eylemek evlâdir. Câiz ki, bir fitne zuhûr eyleye". Verilen bu fetvâyi tasdik eden asrinin kutbu Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri de, II. Osman&#8217;i fetvâya uymasi için ciddi ikaz eylemistir. Hatta bu meseleden dolayi Padisah&#8217;in askeri tahrik ettiniz tarzinda tahkirine hedef olan ve sonradan Seyhülislâmlik makamina gelen Yahya Efendi&#8217;nin ifadeleri de tamamen fikhin ölçülerine uygundur: <br />
<br />
"Padisahim! Hâsâ ki, ulema duacilariniz eskiyayi tahrik ede. Ancak içten gelerek bu niyetinizi istemezdik. Sebebi budur ki, ecdadiniz etmemisler, bu tarike gitmemisler, günahimiz varsa ol kadarcadir." <br />
<br />
Nitekim halk ve asker arasinda yayilan dedikoduyu özetleyen su cümleler de meseleyi açiklamaktadir: <br />
<br />
"Nizâm-i âlem içün padisahlar hacci terk edegelmistir. Düsmanin ortaya çikmasi ve düsmanlarin memleketi karistirma ihtimali var iken, Memâlik-i Mahrûse&#8217;yi koyup gitmek hatadir.". <br />
<br />
2) Bazi Islâm hukukçulari, bedeni sihhatli olma sartini açarak, sihhatli olsa bile tutuklu olma veya kendisini hacdan alikoyan zâlim idareciden korkmanin da haccin edâsini engelleyecegini ifade ederken, sultân ve o manadaki devlet yetkililerinin de mahbus yani tutuklu gibi kabul edilecegini; sadece beytülmal disinda kendine ait malindan haccin farz olacagini ve bu özür devam ettigi müddetçe ölünceye kadar hacca gidemeyebilecegini hükme baglamislardir. Günümüzdeki gibi ulasim imkânlarinin gelismedigi ve bir hac görevinin en az üç ay sürecegi bir asirda, Osmanli Padisahlarinin hacca gitmeleri gerektigini düsünmek, Islâm Hukukunu bilmemek olur. Kaldi ki, ömürlerinin yarisini cephede geçiren Padisahlarin, neden Misir&#8217;a kadar cihâda gidip de hacca varmadiklari da ileri sürülemez; zira ordunun basinda mücahid bir komutan olarak sefere giden padisahla, kendi sahsî ibadeti için üç ay memleketini yalniz birakan padisah bir tutulamaz. Bunun en müsahhas misâli II. Osman&#8217;a karsi askerin ve hatta halkin duydugu tepkidir. Islâm âlimleri, haccin sartlarindan olan yol emniyetini ihlal eden Karamita grubunun isyani sebebiyle, 326/937 tarihinden itibaren 20 yil kadar haccin farz olmadigini, çünkü yollarda anarsi yasanabilecegini ifade etmislerdir. <br />
<br />
Özetle Osmanli Padisahlarina dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamistir. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermislerdir. Ayrica Sultân Abdülaziz&#8217;in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittigi söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir . <br />
<br />
Kaynak: Prof. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanli<br />
Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[NUSAYRILIK]]></title>
			<link>http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13793</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:02:16 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.ihlforum.net/showthread.php?tid=13793</guid>
			<description><![CDATA[Çogunlugu Suriye'de yasayan asiri bir Siî-Batinî firkasi. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmiste kalan bir isim oldugunu ve firka kurucusuna nisbeten bu ismin verildigini ileri sürerler. Firkanin ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nisbeten aldigi bilinmektedir. Zaten itikadi firkalarin hemen hemen bir çogunun kurucularina nisbeten tanindiklari ve buna uygun isim aldiklari bilinen ve sik rastlanan bir durumdur.<br />
<br />
Batinî karakterli firkalarda ortak olarak görülen husus, bunlarin genel olarak çift hayatlari olmasidir. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yasadiklari ve yasattiklari hayat seyri, digeri de toplum içinde yasamalari itibariyle toplumsal hayatlaridir. Iste Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri tasimakla birlikte, batinî firkalar arasinda, önemli eserlerinden bir kismi elde edilebilmis ve dolayisiyla görüslerine vakif olunabilmis firkalardan birisi olma özelligini tasimaktadir.<br />
<br />
Nusayriligin kurucusu Ibn Nusayr, Siî-Imamiyyenin onuncu imami Ali en-Nakî'nin hayatinda onun tarafindan gönderilmis bir peygamber oldugunu iddia ediyor; onun hakkinda asiri görüsler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahligini söylüyor ve haramlari helal kiliyordu. Bir rivayete göre de, Ibn Nusayr, Imamiyye'nin onbirinci imami Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"i oldugunu ileri sürmüs ve onun vefatiyla da oglu Muhammed b. el-Hasan'in mehdiligini kabul etmistir (E.Ruhi Figlali, Çagimizda Itikadi Islam Mezhebleri, s. 143, en-Nevbahtî, Firakus-Sî'a, nsr. M.Sadik, Necef 1936, s. 193).<br />
<br />
Genellikle Suriye bölgesinde yayilmis bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yilinda Suriye'yi ele geçirmesi üzerine, bir kismi Suriye'de kalirken bir diger kismi ise, Antakya civarina çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye'ye egemen olmasiyla bu dönemde büyük bir güç kazandilar. Zira Hamdani emirleri bu mezhebe girmis ve yayginlasmasi için ugrasmislardir. Selçuklular döneminde Malazgirt savasini (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya'yi ele geçirmislerdi. Franklarin 492 (1098) yilinda bölgeyi isgal etmeleri üzerine bir süre onlarin hakimiyetleri altinda kaldilar. Haçli seferleri esnasinda Haçli ordularina yardim etmis ve müslümanlarin aleyhinde Hristiyanlara destek olmuslardi. Bundan dolayi Selahaddin Eyyubî tarafindan cezalandirilmislardir. Ayni sekilde Memluklular aleyhinde Mogollara yardim ettikleri için Memluklu Sultani Baybars'tan da baski gönnüslerdi. Nusayriler, bölgede sirasiyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlilar, Ismaililer ve Mogollar'dan sonra Yavuz Sultan Selim'in 922 (1516) yilindaki Mercidabik Zaferi ile Suriye'yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de ayni bölgede varliklarini sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanli Döneminde varliklarini sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanli Devletinin, hükmü altindaki bölgelerde her inanç ve irktan olan kavimlere gösterdigi müsamaha anlayisi ve tavri gösterilmektedir. Zira, Osmanli Devleti, bu tavrini devletin baglayici ve birlestirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlilara karsi isyan etmelerine ragmen II. Abdülhamid onlari resmen bir mezheb olarak kabul etmisti.<br />
<br />
Bugün Suriye'de çesitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Firat boylari ve Lübnan'da yaygin olarak yerlesmis bulunan Nusayrilerin sayisi bir kisim arastirmacilara göre yaklasik 325-400 bin kisi civarindadir (L.Massignon, "Nusayriler" Maddesi, I.A.) Bir kisim arastirmacilara göre ise, yalniz Hatay Bölgesi'nde yaklasik yüz kirk dokuz bin Nusayri bulunmaktadir (Ahmet Turan, Les Nusayris de Turquie dans la Religion d'Hatay, Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21).<br />
<br />
Diger bir çok itikadî firkada oldugu gibi Nusayrilik de kendi arasinda çesitli firkalara ayrilmistir. Bunlar genel olarak dört kola ayrilmislardir ki, bunlar; Haydariyye, Simaliyye (veya Semsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye'dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Simafiyye ve Kibliyye olmak üzere iki ana kol halinde yayginlik kazanmislardir.<br />
<br />
Nusayrilerin itikadi görüslerine gelince:<br />
<br />
Bunlarin görüsleri kismen Islâm'dan kaynaklanmis olsa da agirlikli olarak batini tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman hristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdân el-Hasibî'nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmû'u ile önce nusayri iken daha sonra hristiyan olan Adanali Süleyman Efendi'nin Kitâbul-Bakürati's-Süleymaniyye fi Kesfi Esrâri'd-Diyânâti'n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriligin itikadi ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.<br />
<br />
Bir çok itikadi firkada gördügümüz gibi, firkalarin görüslerini temel bazi hususlar teskil etmekte ve diger görüsler bu görüsün etrafinda odaklanmaktadir. Nusayrilerin görüslerinin temelini de Hz. Alinin ilahlastirilmasi teskil etmektedir. Bundan dolayi Nusayriler Sia firkalari arasinda gulat kismindan telakki edilmektedir. Bu firkanin bütün kollarina göre Hz. Ali mabudtur, tanridir. Yüce Allah için sayilan sifat ve özellikler Hz. Ali için sayilmaktadir. O nurun nurudur, ilahi zati itibariyle gizlidir. O manadir. Görünüste imam olmasina ragmen, batini cihetiyle O, Allah'tir. Buna göre onlarin sehadet kelimesi "Ben Ali'den baska ilah bulunmadigina sehadet ederim "seklindedir.<br />
<br />
Bu anlayisa göre Ali, Tanridir. Kendi ruhundan Muhammed'i, O da Selman-i Farisî'yi yaratmistir. Ali "mana", Muhammed "isim", Selman ise "bab"dir. Bu üçlü A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafindan Hristiyanliktaki "Baba-Ogul-Ruhul-Kudüs" sistemiyle açiklanir. Ayrica Selman'dan sonra bes tane de eytam vardir ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olaylari ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yildizlarin hareketini idare eder), Abdullah b. Revâha (Canlilarin hayatlariyla ugrasir), Osman b. Maz'un (Rizik ve hastaliklarla ugrasir) ve Kanber b. Kadân ed-Devrî (Ruhlari cesetlere gönderir). Bu bes eytam, ayni zamanda bes büyük yildizdir.<br />
<br />
Tenasüh ve ruh göçüne inanirlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semâvî varliklar olarak yaratilmislar; fakat düsüslerinin bir sonucu olarak bu günkü sekillerini kabullenmek zorunda kalmislardir. Sürekli tenasüh ve ruh göçü, insanlarin tekrar semavi varliklara dönmesiyle son bulacaktir. Yine Hz. Ali (r.a)'in yildizlarin prensi oldugunu ve günes veya ay ile cisimlenmis bulunduguna inanirlar.<br />
<br />
Kendileri Ali'nin uluhiyyetine inanmak ve onun yüceliginin nimetine ermek serefine ulasan kisilerdir. Aliye inanan Nusayrilerin ruhla, hareket yoluyla yildizlar haline dönüserek nurlar alemine yükselir. Nusayri olmayanlarin ruhlari ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadinlarin ruhlari yoktur. Seytanlar insanlarin günahlarindan, kadinlar da seytanlarin günahlarindan yaratilmislardir. Bu bakimdan kadinlara onlarin mezheblerinin sirlari açiklanmaz. Bu taassuplarindan ötürü Fâtima'nin ismini kullanmayip, metinlerinde bu kelimenin müzekkeri olan Fâtir'i kullanmayi tercih ederler. Ayrica onlara göre, diger halifelerle birlikte bir kisim sahabe ile Muaviye, Yezid ve Haccac da seytanin sembolleridir ve lanetlidirler.<br />
<br />
Tanri olarak kabul ettikleri Ali'nin bulundugu yer konusunda iki gruba ayrilirlar. Haydariler'e göre Ali, göktedir. Günes Muhammed'i, ay da Selman'i temsil eder. Ali güneste oturmaktadir. Bu yüzden bunlara "Semsiler" de denilmektedir. Ikinci kol olan Kilaziler'e göre ise Ali'nin yeri ay'dir. Bu yüzden bunlara da "Kameriler" ismi verilmektedir.<br />
<br />
Onlara göre sarap, uluhiyyetin sembolüdür. Bundan dolayi sarabi ve sarabin asli olan üzüm asmalarini asiri bir sekilde yüceltirler.<br />
<br />
Islamin bes sarti ise söyle bir tevil esasina göre anlasilir:<br />
<br />
1. Sehadet: Nusayrilige giriste yukarida sözü edilen sehadet kelimesi tekrar edilir. Sonra da "Nusayri dininden, Cundebî görüsünden, Cunbulanî tarikatindan, Hasibî akidesinden, Cillî inancindan, Meymunî fikhindan olduguma sehadet ederim" seklindeki söz söylenir.<br />
<br />
2. Namaz: Namaz sesle yapilan bir ibadet olup, sadece duadir. Namazin basinda "Ali, Muhammed ve Selman'i yüceltiriz" demek, namazi eda etmek olarak anlasilir. Namaz Ali'ye açilan bir kalbin niyazi olarak anlasildigindan ferdi yapilir, ancak, bayram ve mukaddes günlerde cemaat hafinde de yapilabilmektedir. Namazdan önce abdest alinmaz. Namazin sartlari bestir:<br />
<br />
a) Bes seçkini bilmek, Bunlar; Muhammed, Fâtir, Hasan, Hüseyin ve Muhsin'dir.<br />
<br />
b) Gülmeden ve konusmadan dua etmek,<br />
<br />
c) Namazi, Abbasi rengi oldugu için siyah takkesiz kilmak,<br />
<br />
d) Ibadeti baskalari görmeden gizli yapmak,<br />
<br />
el Namazi, "Ey Yüce, Büyük ve Arilarin Efendisi Ali, bize merhamet et" diyerek bitirmek.<br />
<br />
Namazin sayisi yine bestir ve bes masuma tahsis edilmistir. Namazda Mekke'ye dönmek sart degildir. Ögleye kadar günesin dogus yönüne, ögleden sonra ise batiya dogru yönelinir.<br />
<br />
3. Oruç: Oruç, Resulullah'in babasi Abdullah b. Abdulmuttalib'in sessizligini temsil eder. Buna göre Ramazan Abdullah, Kur'an Hz. Muhammed'dir. Ramazan günleri ise, Nusayrilerin kutsal kisilerini temsil eder.<br />
<br />
4. Zekat: Zekatin manasi dini ögrenmek ve aktarmaktir. Her aile malî sartlarina göre, seyhe para vermek zorundadir. Bu zekat yerine geçer.<br />
<br />
5. Ziyaretler: Ziyaret yerleri çok önemlidir. Buralar beyaza boyanir ve ayni zamanda ibadet yerleridir. Ziyaret yerleri ya su kenarlarinda ya da agaçlik yerlerdedir. Bu anlayislari eski Fenikelilerden kalan bir inançtir.<br />
<br />
Nusayrilerde, seyhler tabir edilen din islerini organize eden dört ayri sinif vardir ki, bunlar onlara göre büyük önem arzetmektedir.<br />
<br />
Bunlari da sirasiyla söyle siralayabiliriz;<br />
<br />
A- Büyük Seyh: Ali'nin yeryüzündeki gölgesi durumunda olup, genis ve büyük bir otoritesi vardir. Insanüstü gücü bulunduguna inanilir, bu yüzden büyük itibar görür. Vazifesi, seyh ve imam adaylarini seçmektir. Her bölgede ancak bir büyük seyh bulunur.<br />
<br />
B- Seyh: Cemaatin manevi önderleri durumunda bulunan seyhlerin sayilari çoktur ve atalarinin melekler olduguna inanilir. Melekler onlara hulul etmistir. Ahiret aleminde sefaat hakkina sahiptirler. Merasim ve ziyaretleri idare edip, hastalara dua ederler, onlardan izinsiz doktora bile gidilmez. En güzel ve zengin kizlarla evlenirler ve evleri herkese açiktir. Seyh olabilmek için seyh ailesinden gelmek sart oldugu gibi genis bir kültüre de sahip olmak zorunludur.<br />
<br />
C- Nüvvab: Bir nevi seyh yardimcisi durumundadirlar. Seyh olabilmeleri büyük seyhin kararina baglidir. Bunun için genis bir tecrübeden geçmesi gereklidir, seyh olabilecegi kanaati olusugunda bir baska bölgeye seyh olarak atanir.<br />
<br />
D- Imam: Daha alt tabakadan görevlilerdir.<br />
<br />
Nusayrilige giris bir kaç merhaleden olusmaktadir. Kadinlar bu mezhebe giremezler. Erkekler ise mezhebe girmekle yükümlüdürler. Giris için, esas sart ana-babanin Nusayri olmasidir. Erkek, sagligi yerinde, 8-10 yasindan büyük ve ölümle karsi karsiya kalsa bile sir saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmak da Nusayrilige giris için gerekli sartlardandir.<br />
<br />
Nusayrilige giris genel olarak üç merhaleden olusmaktadir.<br />
<br />
Sirasiyla bu merhaleleri görmeye çalisalim;<br />
<br />
Birinci merhale: Mezhebe girecek yasa gelen çocugu babasi, güvendigi bir nusayriye götürür ve ona tavassut etmesini ister. O sahis onun manevi babasi haline gelerek onu iyice tanir. Çocugun durumu hakkinda sahitler ve seyhin huzurunda teminat alinir, çocuk eger sir verirse öldürülür. Daha sonra o kisi çocugun egitimini saglar. Müslümanlarin gözünde iyi bir müslüman intibasi birakmak için namaz kilip, oruç tutmasina özen göstermesi istenir. Zira bu safhada o çocuk bir nevi ilk imtihandan geçmektedir.<br />
<br />
Bu ön hazirlik safhasindan sonra çocuk, "Mesveret Cemiyeti" adi verilen bir toplantiya alinir ki, bu toplanti seyhin veya ileri gelen bir nusayrinin evinde yapilir. Çocuk içeri alinir ve nefsini alçaltma, itaatkâr olmanin bir nisanesi olarak, seyhin ve orada bulunanlarin ayakkabilarini basina koyar. Uluhiyyet sembolü olan bir kadeh sarabi içtikten sonra, o, "Abdu'n-Nur" (Nurun kulu) adini alir. Bu arada a(ayin), m(mim), s(sin) harfleri, manalari anlatilmadan bir mühür seklinde tekrar ettirilir, tekrar el ve ayaklar öpülür. Sonunda da bu merasimin ay, gün ve senesi kaydedilir.<br />
<br />
Ikinci merhale: Ilk merhaleden kirk gün sonra yapilan bu toplantinin adi "Melik Cemiyeti"dir. Çok zengin ve görkemli bir toplantidir. Nakib, çocuga tekrar bir kadeh içki sunar ve a(ayin), m(mim), s(sin) harflerinin sirrini ögreterek bunlari her gün 500 defa tekrar etmesini emreder. Bu arada "Kitâbül-Mecmu" dan da bazi bölümler kendisine ögretilir.<br />
<br />
Üçüncü merhale: Bu ikinciden daha görkemlidir. Nusayrilige giren çocuk eger ileri gelen bir aileden veya seyh ailesinden birisi ise ikinciden yedi ay, eger halkdan birisi ise dokuz ay sonra icra edilir. Genis bir salonda yapilan bu merasim bir hayli kurallara baglidir. Salonda ortada büyük seyhi temsilen bir imam oturur, saginda nakib, solunda ise necîb vardir. Bu sekil ayni zamanda a(ayin), m(mim), s(sin) harflerini yani Ali, Muhammed ve Selman üçlüsünü temsil etmektedir. Nakibin saginda da havarileri temsilen on iki kisi bulunur. Necibin solunda ise yirmi dört kisi yer almaktadir. Bu kisiler Kitabul-Mecmu'un bes defa tekrar edildigine sahitlik ederler. Merasimin basinda imam tekrar, sir saklayacagina dair söz ister, havariler de onun sözüne sahitlik ederler. Bu sirada on iki havari önlerindeki on iki bardaktan birer yudum içki alirlar, aday da alir ve böylece uluhiyyete erilmis olur.<br />
<br />
Nusayrilere göre kutsal kabul edilen bayram ve merasimler sunlardir:<br />
<br />
1. Fitr (Ramazan) 2. Adhâ (Kurban) 3. Gadîr (18 Zilhicce; Hz. Peygamberin Hz. Ali'yi imam tayin ettigine inanilan gün) 4. Mubahale (21 Zilhicce, Necranli Hristiyanlarla Hz. Muhammed arasindaki lânetlesme olayi) 5. Firas (29 Zilhicce; Hz. Peygamberin Medine'ye hicret ettigi gece Hz. Ali'nin O'nun yatagina yatmasi) 6. Asüre (10 Muharrem; Nusayrilere göre Hz. Hüseyin, Kerbela'da ölmemis, Hz. Isa gibi göge çekilmistir). 7. 9 Rebiulevvel (Hz. Ömer'in sehid edildigi gün) 8. 15 Saban (Selman'in ölümü) 9. Nevruz ve Mihrican bayramlari 10. 24/25 Aralik gecesi Hz. Isa'nin dogumu ve "son yemek" ayini.<br />
<br />
Onlar bayramlarda özellikle uluhiyyetin saglanmasi için sarap içer ve buhur yakarlar. Onlara göre bu hareket bir uluhiyyet göstergesidir. Zira sarap kutsaldir.<br />
<br />
Nusayriler, burada görüldügü üzere, kendilerince kutsal kabul ettikleri bir takim bayram ve merasimlere çok baglidirlar ve bunlari dikkatlice icra ederler. Zira bir çok batil firkada görüldügü gibi, onlar kendi otorite ve agirliklarini ancak bu sekildeki resmi ve görkemli merasimlerle ve mensuplari huzurundaki söz vermelerle saglamaktadirlar. Yani bunun ancak ve ancak kollektif suurla saglanabilecegi kanaatindedirler. Kollektif suur, bir bakima oldukça önemli ve zaman zaman da kullanilmasi lüzumludur. Ancak, bunun bir taassup ve hedef seklinde kullanilmasi yanlis kanaat ve izlenimlere götürmektedir. Islâmda da bir takim merasim ve kollektif suura götüren vesileler vardir, fakat bunlarin hiç birisinde esas itibariyle bir asirilik gözlenmedigi gibi daima itidal tavsiye ve tasvib edilmistir. Ayrica akil ve mantik ölçüleri hiç bir sekil ve surette ihmal edilmemistir. Önemli olan da budur ve bu tür merasimlere taassup ve ifrat-tefritin karismamasidir. Ve bu tür merasimlerin hiç bir sekilde hedef ve amaç olarak görülmemesidir.<br />
<br />
Nusayrilerin buraya kadar anlatilan inanis, davranis, hal ve hareketleri dikkatlice izlenip gözönüne alindiginda, bu mezhebin söz konusu bölgelerde zaman süreci içinde hüküm süren eski dinler ve inanislardan, özellikle totemcilikten, Sabiîlik'ten, Mecusîlikten, Musevilik ve Hristiyanliktan ve ilkel inanislardan oldukça büyük oranda etkilendigini görmek ve müsahede etmek mümkündür. Bu inanis biçimi ve tezahürleri ayni zamanda bâtinilik perdesi ile de örtülerek bir gizlilik içinde, takdim edilmistir. Zira, sözü edilen tutarsiz görüs ve inanç biçimleri ancak bu sekilde idame ettirilebilmistir. Dikkat edilirse mezhebe ilk girenden, ilk alinan söz, sir saklama hususudur.<br />
<br />
Su ana kadar inançlarini özetlemeye çalistigimiz Nusayriler, aslinda inançlarini son derece gizli tutarlar. Öyle ki, büyük bir çogunlugu inançlarin tamami ve sirlari hakkinda bilgi sahibi olamazlar. Bu, ancak seçkin bir zümreye aittir. Ögretiler uzun bir üyelige kabul süreci içinde ögretilir. Bu, ancak uygun görülen 19 yasina basmis erkekler için baslar. Sirlarini, baskalarina açma korkusuyla kadinlara ögretmedikleri gibi, kadinlar ayinlere de katilamazlar. Üyelige kabul töreni masonlarin üyelige kabul törenlerine sasirtici bir biçimde benzemektedir.<br />
<br />
Nusayrilere Fransiz isgalcileri Eylül 1920'de Alevî ismini verdiler. Böylece Hz. Ali (r.a)'nin ismini kullanarak Islami yikmak daha kolay olacakti. Dolayisiyla o günden bu güne Alevî ismiyle çagrilmayi tercih ettiler. Iran'daki Bahâiler ve Pakistan'daki Kadiyâniler gibi Nusayriler de emperyalistlerin çikarlari dogrultusunda kendilerine düsen rolü layikiyle oynamislar ve bu gün Suriye'de bu rollerini oynamaya devam etmektedirler.<br />
<br />
Bu gün Suriye bu insanlar tarafindan idare edilmekte olup, tarih boyunca Müslümanlari devamli katletmislerdir. Sadece 1982 yilinda Hama sehrinde gerçeklestirdikleri katliamda otuz bin sivil insan sehit olmustur.<br />
<br />
Sonuç olarak; gerçekte bir mezhep gibi görünmesine ragmen Nusayrilik, ne Hristiyanlikla, ne Yahudilikle, ne de Islam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayri bir din olarak ortaya çikmaktadir. Bunlarin kâfir, müsrik, mülhid olduklarinda bütün Ehl-i sünnet ve Sia ulemasi ittifak etmistir. Hatta Ibn Teymiyye, bunlarin kestiklerinin yenilemeyecegini, kadinlarinin nikâh edilemeyecegini söyledikten sonra; mürted olduklarindan Cizye ödemekle hayat hakkina sahip olamayacaklarini bildirmektedir.<br />
<br />
Nusayrilik bu tepkiyi görmesine ragmen bir ara Lübnan'daki Imamiye mezhebi mensuplari tarafindan Siî bir mezhep olarak kabul edildi. Nusayrîler Suriye halkinin dörtte biri olmalarina ragmen 1971'den beri ülke yönetimine hakim olmuslardir. Böylelikle yirmi yildir bütün ülke diktatör hafiz Esad tarafindan baski altinda tutulmaktadir.<br />
<br />
 Sadece Üyelerimiz Linkleri Görebilir..Lütfen Kayıt Olunuz veya Giriş Yapınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çogunlugu Suriye'de yasayan asiri bir Siî-Batinî firkasi. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmiste kalan bir isim oldugunu ve firka kurucusuna nisbeten bu ismin verildigini ileri sürerler. Firkanin ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nisbeten aldigi bilinmektedir. Zaten itikadi firkalarin hemen hemen bir çogunun kurucularina nisbeten tanindiklari ve buna uygun isim aldiklari bilinen ve sik rastlanan bir durumdur.<br />
<br />
Batinî karakterli firkalarda ortak olarak görülen husus, bunlarin genel olarak çift hayatlari olmasidir. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yasadiklari ve yasattiklari hayat seyri, digeri de toplum içinde yasamalari itibariyle toplumsal hayatlaridir. Iste Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri tasimakla birlikte, batinî firkalar arasinda, önemli eserlerinden bir kismi elde edilebilmis ve dolayisiyla görüslerine vakif olunabilmis firkalardan birisi olma özelligini tasimaktadir.<br />
<br />
Nusayriligin kurucusu Ibn Nusayr, Siî-Imamiyyenin onuncu imami Ali en-Nakî'nin hayatinda onun tarafindan gönderilmis bir peygamber oldugunu iddia ediyor; onun hakkinda asiri görüsler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahligini söylüyor ve haramlari helal kiliyordu. Bir rivayete göre de, Ibn Nusayr, Imamiyye'nin onbirinci imami Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"i oldugunu ileri sürmüs ve onun vefatiyla da oglu Muhammed b. el-Hasan'in mehdiligini kabul etmistir (E.Ruhi Figlali, Çagimizda Itikadi Islam Mezhebleri, s. 143, en-Nevbahtî, Firakus-Sî'a, nsr. M.Sadik, Necef 1936, s. 193).<br />
<br />
Genellikle Suriye bölgesinde yayilmis bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yilinda Suriye'yi ele geçirmesi üzerine, bir kismi Suriye'de kalirken bir diger kismi ise, Antakya civarina çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye'ye egemen olmasiyla bu dönemde büyük bir güç kazandilar. Zira Hamdani emirleri bu mezhebe girmis ve yayginlasmasi için ugrasmislardir. Selçuklular döneminde Malazgirt savasini (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya'yi ele geçirmislerdi. Franklarin 492 (1098) yilinda bölgeyi isgal etmeleri üzerine bir süre onlarin hakimiyetleri altinda kaldilar. Haçli seferleri esnasinda Haçli ordularina yardim etmis ve müslümanlarin aleyhinde Hristiyanlara destek olmuslardi. Bundan dolayi Selahaddin Eyyubî tarafindan cezalandirilmislardir. Ayni sekilde Memluklular aleyhinde Mogollara yardim ettikleri için Memluklu Sultani Baybars'tan da baski gönnüslerdi. Nusayriler, bölgede sirasiyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlilar, Ismaililer ve Mogollar'dan sonra Yavuz Sultan Selim'in 922 (1516) yilindaki Mercidabik Zaferi ile Suriye'yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de ayni bölgede varliklarini sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanli Döneminde varliklarini sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanli Devletinin, hükmü altindaki bölgelerde her inanç ve irktan olan kavimlere gösterdigi müsamaha anlayisi ve tavri gösterilmektedir. Zira, Osmanli Devleti, bu tavrini devletin baglayici ve birlestirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlilara karsi isyan etmelerine ragmen II. Abdülhamid onlari resmen bir mezheb olarak kabul etmisti.<br />
<br />
Bugün Suriye'de çesitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Firat boylari ve Lübnan'da yaygin olarak yerlesmis bulunan Nusayrilerin sayisi bir kisim arastirmacilara göre yaklasik 325-400 bin kisi civarindadir (L.Massignon, "Nusayriler" Maddesi, I.A.) Bir kisim arastirmacilara göre ise, yalniz Hatay Bölgesi'nde yaklasik yüz kirk dokuz bin Nusayri bulunmaktadir (Ahmet Turan, Les Nusayris de Turquie dans la Religion d'Hatay, Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21).<br />
<br />
Diger bir çok itikadî firkada oldugu gibi Nusayrilik de kendi arasinda çesitli firkalara ayrilmistir. Bunlar genel olarak dört kola ayrilmislardir ki, bunlar; Haydariyye, Simaliyye (veya Semsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye'dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Simafiyye ve Kibliyye olmak üzere iki ana kol halinde yayginlik kazanmislardir.<br />
<br />
Nusayrilerin itikadi görüslerine gelince:<br />
<br />
Bunlarin görüsleri kismen Islâm'dan kaynaklanmis olsa da agirlikli olarak batini tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman hristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdân el-Hasibî'nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmû'u ile önce nusayri iken daha sonra hristiyan olan Adanali Süleyman Efendi'nin Kitâbul-Bakürati's-Süleymaniyye fi Kesfi Esrâri'd-Diyânâti'n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriligin itikadi ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.<br />
<br />
Bir çok itikadi firkada gördügümüz gibi, firkalarin görüslerini temel bazi hususlar teskil etmekte ve diger görüsler bu görüsün etrafinda odaklanmaktadir. Nusayrilerin görüslerinin temelini de Hz. Alinin ilahlastirilmasi teskil etmektedir. Bundan dolayi Nusayriler Sia firkalari arasinda gulat kismindan telakki edilmektedir. Bu firkanin bütün kollarina göre Hz. Ali mabudtur, tanridir. Yüce Allah için sayilan sifat ve özellikler Hz. Ali için sayilmaktadir. O nurun nurudur, ilahi zati itibariyle gizlidir. O manadir. Görünüste imam olmasina ragmen, batini cihetiyle O, Allah'tir. Buna göre onlarin sehadet kelimesi "Ben Ali'den baska ilah bulunmadigina sehadet ederim "seklindedir.<br />
<br />
Bu anlayisa göre Ali, Tanridir. Kendi ruhundan Muhammed'i, O da Selman-i Farisî'yi yaratmistir. Ali "mana", Muhammed "isim", Selman ise "bab"dir. Bu üçlü A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafindan Hristiyanliktaki "Baba-Ogul-Ruhul-Kudüs" sistemiyle açiklanir. Ayrica Selman'dan sonra bes tane de eytam vardir ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olaylari ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yildizlarin hareketini idare eder), Abdu